Kuyruklu Yıldız

Tramvaya sirkeciden bindim. Hangi tramvaya? Evet bunuda söylemeliyim: Yeşil renkli Bahçekapı- Edirnekapı

Şimdi ben Bahçekapı-Edirnekapı tramvayında, bu tramvayın arka sahanlığındayım. İlk önce, tabiatıyle, biletçinin nüktesi ile burun buruna geldim. Bay biletçi;

Bilet…siz! diyordu.

Ne gerek vardı bu nükteye? Arka sahanlıkta olduğumu ve bilet almadığımı, ama almak zorunda bulunduğumu, onun kadar, bende bilmiyor muydum sanki?

Aldım biletimi. Tramvay -Ben bilet aldığım için değil elbette- yürüyordu gideceği yere doğru.

Derken, Gülhane parkının orda, adli tıbbın az ötesinde – gece yarısı- basamağa bir çocuk atladı. Kapıyı -akordeon gibi açılıp kapanan demir parmaklığı- açtım; içeri girmesine yardım edeyim diye. İnanın başka hiçbir niyetim yoktu. Ama çocuk bana;

– “Gurr, gurr, gravv ” diye karşılık verdi.

Az öncede söylediğim gibi, ben balıkpazarının bir meyhanesinden dönüyordum. Bu yüzden de çocuğun ne demek istediğini ilk anda anlayamadım: Çocuk bana otomatik tabanca ile ateş edermiş.

Anlamak için gecikmişim yüzünden özür dilemenin daha uygun olup olmayacağına gerek görmeden:

-“ah ahh… kıhh” diye kıvrıldım olduğum yere: Kurşunlar bağrımı delik deşik etmişti; ben ölmüştüm artık.

Çocuk -filmimizin oğlanı- sahanlığa atladı. Ceplerimi aramaya başladı. Eline geçen her şeyi, saatimi ağızlığımı, bozuk paralarımı, kalemimi, aldığı yere koyuyordu; Allah var bunu söylemeliyim.

Sonunda ceketimin mendil cebinden -üstüne beş para etmez üçüncü kadeh ilhamları yazılmış- bir kağıt alarak, kısık ve korkunç gözlerle incelemeye başladı. Dudakları gaddar bir gülümsemeyle gerildi. Yılan ıslık çalar gibi mırıldandı:

-“Olrayt!…

Büyük planı ele geçirmişti.

İşte tam bu sırada… ben yere kıvrılmış ve ölmüş… büyük serüvenci ayakta kaderin planını inceliyor…vagonun kapısı açıldı ve önde kontrolör, arkada biletçi -ekip- her zamanki nüktelerini getirdiler.

-“Bilet…sizler!…”

Adım gibi biliyorum bizim Olraytın bileti yoktu. Üstelik, artık basamaktada değildi.Bu arada ben -tabii ve maalesef- dirilmiş doğrulmuştum. Karşılıklı çıkarlar ilk engeli derhal giderdi: Eline sıkıştırdığım biletime karşılık olarak Olrayt da bana büyük planı geri verdi. Ve:

-“Bilet…sizler!…” diye -biraz sertçe- tekrarlayan kontrolöre… Olrayt beni bitiren şahane bir jestle bileti uzattı.

Devamını merak ederseniz eğer ki çok bişey kalmadı;

-Yarın diye bir şey yoktur s.79

İyi okumalar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s