ben bu şarkıyı nasıl atlamışım bugüne kadar.
Malum ismimin geçtiği şarkıların çoğu bilindik türden.
Melihat Gürses in konserinde ilk kez dinledim. Yaş ortalaması 60 olduğundan mıdır acaba bi tek Aysun ve ben eşlik edemedik
ben bu şarkıyı nasıl atlamışım bugüne kadar.
Malum ismimin geçtiği şarkıların çoğu bilindik türden.
Melihat Gürses in konserinde ilk kez dinledim. Yaş ortalaması 60 olduğundan mıdır acaba bi tek Aysun ve ben eşlik edemedik
bloguma benim ismimle yorum yapan bi eşim var.
yorumu niye yayınlamıyosun diye hesapta soruyor sonra
ya sabır ya selamet
neyse yine de kendisine teşekkür ediyoruz yorumu dolayısıyla
yorum mu?
tabiki yayınlamıycam bu da benim gıcıklığım
hihihi
uzun bir ara verince ne okuyosun ne dinliyosun ne seyrediyosun yazmak lazım
efenim ramazanda trt 1 i özelliklede sufi klipleri keyifle seyrettik.
Timurlenk i okuyorum.
aslında okumak istediğim ise ”bit palas”.İnsan her zaman istediğini yapamıyor malum.
Seyrettiğim ve beğendiğim bir film var ama ismini hatırlayamıyorum.
not: postlara başlık bulmak imtihanlardaki kompozisyonlara başlık bulmak kadar sıkıcı, öyleyse niye kendimi zorlayayım ki.
uzun aradan sonra bişeyler karalamak ne zormuş.
sanırsın ulusal gazetelerden birindeki köşeme dönüş yapıyorum.
yaz sil yaz sil bıktım.
şeytanın bacağını bu saçmalama şeysi ile kırıyorum hayırlı uğurlu olsun.
eylemlerim ve yazılarım devam edecek

bişeyleri ötelemekte üstüme yok.
Şimdilik kan testleri dışında, göz doktorunu ve diş hekimini de bekletiyorum.
yaşlanıyoruz
nasıl da çoğul hale getiriyorum yaşlanma fiilini, hiç kusura bakmayın siz de yaşlanıyorsunuz.
o engin manzaralı kulede, içimde toplanmış ne kadar ıstırab ve şehik-i hicran varsa; neyimin ucundan akdenize döktüğüm ilk gece , elbiselerimle cenaze hasırı üzerine uzandığımandan itibaren, hakikaten “kalıbı dinlendirmiş” bütün maddi ve manevi yorgunluklardan silkinmiştim. Hayalimde başucumda dikilen sual melaikesine, su katılmamış bir zahit tevekkülü ile başımdan geçenlerin hesabını vererek bir daha böyle şeyler yapmayacağıma; mahiyeti ve neticesi vahim aşk ve esrar alemine dalmayacağıma söz verdim. Bu sayede ebedi istirahate gerçekten kavuşur gibi daldığım deliksiz uykudan uyandığım zaman, bütün günahlardan tenzih edilmiş bir faninin hafifliği ile yerimden kalktım.
özlemişim blogumu.
sanki özlencek neyi varsa.

günlerdir gripten başımı kaldıramıyorum. ama dün davosta yaşananlara dair bişeyler yazmazsam olmaz. aslında yazacaklarım öyle hamasi duygularla olmayacak. dün geceden itibaren dinlediğim yorumlar karşısında cinlerim tepeme çıktı.
* Öncelikle Erbakan ın Kaddafi karşısında bir çadırda uğradığı hakareti yanıtlayamamasını nasıl eleştirmiştik bunu unutmamalı.
* Cnn turk ve ntv nin israil basının dan daha fazla kelimeler üzerine titizlenmesi ne kadar ucuz hesaplar güttüklerinin bir göstergesi. Sorry mi? apologize mı? mübarekler diplomasi diye kendinizi paralıyorsunuz, burdaki sorry nin ne anlama geldiğini hafifletmenize lüzum var mı? bizim basının bi kısmı israil in izzet- i nefsini onlşardan daha fazla düşünüyo?
*Demek ki neymiş Allah’ın kasımpaşalısına diklenmeyecekmişsin?

yorgunluktan pestilim çıkmış bi halde apartman kapısının önünde anahtarı arıyorum.
yanımdan 1.sınıfa gittikleri boylarından ve saflıklarından belli olan iki insan yavrusu geçiyordu.
kız atkı takmayı reddetmiş, sarı saçlarını savurarak seke seke ilerliyor.

Bir başka insanın çocukluğunu öğrenmek, onu yeniden yaşamak istemek, belli bir sevgi belirtisidir
Yaşama Uğraşı - Cesare Pavese

* Sendrom falan yok, çarpıcı bi başlık olsun dikkat çeksin, ilgi görsün diye yazdım.
* Pazar günümü evden hiç çıkmadan geçirdim.(markete gitmeyi saymıyorum o ihtiyaçtan banane)
* Hayatımda ilk kez kabak tatlısı yaptım. (yani şuan da tencerede, son demlerinde pişmeye çabalıyo)
* Pazar günleri hep Türk filmi tadında ama hiç oturupta Türk filmi falan seyretmiyorum.

Hayata hep aynı açıdan bakılır mı canım?
biraz da tersyüz olup bakmayı denemeli.

işte bu.
fotoğrafın hatırlattıkları;
Tatar çölü
Clıve Cussler
not; şarkı ile bi alakası yok, fotoğrafı sevdim

* Bu bayram, bayramlığım konusunda nasıl şanslıyım nasıl şanslıyım.
* Etimekli bi tatlı vardı, canım ablamın yaptığı. Geçen gün aklıma geldi şuradan tarifini alıp yaptım. Tavsiye ederim, elinizi korkak alıştırmayın yapın muhakkak.
* Bayram temizliği iyi ki var. Yorucu ama dip köşe temizlik yapmak, beni rehabilite ediyo sanırım.
* Temizlikten sonra bi çay iyi gidiyor. Açık ve bergamut aromalı olsun. lütfen.
* Hımm bu arada herkese iyi bayramlar

anahtar kelimeler;
orta kahve
naneli lokum
Haliç manzarası
kulakta bu cızırtılı ses
uyanmış kalmışım, nasıl bir şey bu
toprağa baktım, yerinde yoktu;
şiirden aşağıya attım kendimi
düşerken düşündüm, ölmesem mi.
anlatıyorum, hiç konuşmadan,
buğdayın içini dökmesi gibi..
bugün dalgınım, dün de dalgındım
aç bile değildim aynaya bakmasaydım
dünden kalmış yemekleri yerken ki gönülsüzlük
gibi burdayım..
Ohh be hadi be vay be yürü be
ben bir masa olsaydım
Ohh be hadi be vay be yürübe
daha işe yarardım.
blog sahibesinin notu: (sanki benden başka sahibi varmış gibi sürekli bunu niye yazıyosam)
Oh be hadi be şarkısnı bulamadım. Öyleyse bunu dinleyelim post boşa gitmesin
Gitme vaktin yaklaştı. Senenin bu vakti hep aklım sende oluyor. Özlüyorum çok. Birileri yokluğunu anıyor yanımda, düğüm oluyor sesim susuyorum. Bütün sustuklarımı gelip sana anlatasım var. şaşırcaksın ama en çok “aç mısın” demeni özlüyorum. Oysa nasılda bozulurdum bu soruya. Gittiğin gün gelen, avazım çıktığı kadar bağırma isteği, gün be gün mırıldanmalara döndü. Mırıldanıyorum duyuyor musun?
Günlerden cuma, pek sevgili iş verenim geçen yıl çok çalıştın(haftada 6 gün) biraz dinlen dedi cumalarımı tatil yaptı. Şaka şaka ben istedim. o kadar da sevgili ve düşünceli bir kurum değil bizimki. Neyse sadede gelelim. Dün akşam, ezan saati tv karşısında uyuyakalmışım genelkurmaybaşkanının öfkeli sesi ile uyandım. Paşam siz de bilirsiniz ki sözün gücü sesin tonunda saklı değildir. hem ben öyle korkarak uyanmaya pek alışık değilim, sakin bir hayatım var. Neyse sakin bir hayatım var dedimse renksiz de değil. Gerçi renksizden kastım neydi şimdi onu da anlamadım.
Şimdi bir mandalinanın kabuğunu soydum elime bulaştı önce kokusu, daha sonra odaya yayıldı. Bir mandalina bahçesinde ayağımda çizmelerle dolaştığımı düşündüm. Gözlerim ağaçların en yüksek dallarında dolaştı önce. Sonra bir ağacı daha sonra bir mandalinayı gözüme kestirdim ve işte elimde bir mandalina, tazecik dalından henüz kopmuş. Kabuğunu soydum (yoo yoo baş ucuma koymadım cebime koydum ) elimde yine aynı koku. Mandalinayı bu kadar çok severken bi mandalina bahçem olsa ne iyi olurdu. hımm bu arada ağaçların arasında dolaşırken -hayal bu ya- kulağımdada şu şarkı vardı.
en kuytu vahaları dolaşıyorum
hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş sitare
çadırla su arasında bir cılga var,
o cılgada narin ayak izlerin var
durgun suya düşüp kalmış gözlerin var
Read the rest of this entry »
Canım günlüğüm bloğum herşeyim (abarttım farkındayım)
Son günlerde sana karşı olan ilgisizliğimi kötüye yorma diye bu satırları kaleme (veya klavyeye) alıyorum. Bayram ertesi hastalandım, hastalanış o hastalanış bak şimdi şimdi kafamı kaldırıyorum yastıklardan. E artık o kafa kalksa hiç fena olmayacak yarın işime geri dönüyorum. Şimdi işi özledim desem bariz yalan olur ama evden sıkıldığım bir gerçek. Böyle yazınca farkediyorum ki ne bir işkoliğim, ne de ev kedisi bir tip.
Şu şarkıyı da severek dinliyorum belki sizde dinlemek istersiniz diye zahmet ettim ve bloga yükledim okuyucum.
Üşenme dinle.hadi
* Ramazan ayının klasiklerinden biri de Sultanahmette açılan kitap fuarıydı bizim için. Ama ben uzun yıllar oldu ki gitmiyordum. Geçen pazar gitme abimle fırsatım oldu. Belki de ilgimi çeken yegane şey Şeyhülislam Ebusuud Efendi’nin tefsirinin yaklaşık 500 yıl sonra Arapçadan Türkçeye çevrilip yayınlanmasıydı. Yerimiz olsaydı belki düşünürdüm ama artık kitap koyacak raf falan kalmadı. (:
* Meslek içi seminerler başladı. mübarek olsun. Aziz Mahmut Hüdai hz. lerinin yokuşundan inerken sağda asitane isimli bir kitapçı var. Masal gibi oldu ama bu kitapçıda da Yusuf diye bir abimiz var ne zaman içeri girsem, ilgi alanıma ait kitapları birbir önüme çıkarır. Bugün de Farsça bir gramer kitabı çıkmış. Ancak kitap Osmanlıca olarak yazılmış. Çok karıştı di mi? Ama napalım bizim ilgi alanlarımızda bunlar işte. Farsçaya ilgi duyanlar varsa, Bilim Sanat Vakfı İstanbul’ da bu işi en iyi yapanlardan biridir.
Faulkner
öyle bir kitap yazmışsın ki neresinden okumaya başlasam olmuyor. Başından başladım ama ilk 68 sayfasında hiç birşey anlamayacağım yönünde tüyoyu almış biri olarak nasıl isteksiz okuyorum anlatamam. Şeyi sorcaktım, niye böyle bir atraksyon yaptığını. Yani diyorum ki ne gerek vardı okunupta anlaşılmayacak bir kısım yazmaya. Gerçi bunu yapıp, ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesinde yer aldın,
* Tübitağın elemanlarından biri karıncaların suda boğulmadıklarını anlatmıştı. Açıklmasını hatırlamıyorum ama tübitağa güvenim sonsuz eminim deneme yapıp karıcaları yüzdürmüşler ve boğulmadıklarını tespit etmişlerdir.
Ben bu bilimsel açıklamadan sonra cennete gitmeye yönelik inancımı tazelemiştim. Çünkü mutfak tezgahındaki karıncalarla uzun bir süredir birebir ben ilgileniyordum(!)
Efendim arada(!) takılıp başlıklarını alt alta okuduğum bir site var bilen bilir. Lütfen sormayın Ramazan ramazan okuduğum yetmiyormuş gibi bir de reklamını yapamam.
Bu akşamda, bir başlığa takıldım. İnsanların şarkı sözlerini yanlış anlayıp uydurmaları ile ilgili anektodlarını paylaştıkları bir konu başlığıydı. İşte tam bu noktada benimde sicilim çok temiz sayılmaz, gerek dikkatetmeden dinlediğimden, gerek kulağımın ağır işitmesinden çok iyi şarkı sözü uydururum ruhunuz duymaz. Düşünün ben bile uydurduğumu anlamıyorum, gerçek sözleri öyle sanıyorum.
Sevgili okuyucum,
Ben bir kaç şey itiraf etmek istiyorum eğer vaktin varsa. Yani yoksa da edicem de sen bu itiraflardan mahrum kalmış olursun. Neyse konuya geçelim. Efendim Ramazan ayında daha net farkediyorum ki ben iflah olmaz bir pis boğazım. Nerde abur cubur bişeyler var benim market sepetimde baş köşeye kuruluyor. Yeni bir ürün mü çıkmış hiç tereddütsüz alır denerim. Niye? (soruyu sorduğunu varsayıp devam ediyorum) Ya o ürün yıllardır beklediğim bir lezzetse ve şimdi karşımdaki raftan bana bakıyorsa. Hep bu hayal ile tadına bakarım bazen bir fiyasko bazende hiç fena değil dedirtir ıvır zıvırlar.
Bir sabah kapının önünde beklerken bulduk. Niyetli gibi durmuyordu, süt teklif ettik hayır demedi. İsim annesi Serra oldu. Necati oldu ismi. (bu çocuk ne kadar teyzesi gibi dendi yine)
Cumartesi gününü, çocukluktan gelme bir alışkanlıkla sanırım çok seviyorum.
Hatta cumartesileri çalıştığım dönemlerdede seviyordum.
Şimdi bugün farkettim ki ben hala cumartesileri seviyorum.
* Genel Kurmay Başkanının bir koruması varmış. Ama bu koruması diğerleri gibi değilmiş, kırmızı ojeli tırnakları, topuklu ayakkabıları varmış. Ee diyeceksiniz şimdi ben de öyle dedim ee. Bu arada basınımızı burdan düzeltmek istiyorum; korumanın sarışın olduğu gibi bir genel kanaat var. Koruma sarışın falan değil hiç zorlamayın, biz ona kızıl diyoruz.
* Uzun süredir kaybettim diye hayıflandığım filmi buldum. Şimdi bu maddeyede ee dersen. ben bu ikinci ee de bir art niyet ararım. Öylesine söyledim, sevincimi paylaşıyorum işte.
* Sevgili işverenim, her sene sözleşme yeniler ama bu kez işleri biraz daha zorlaştırmış.
Bakınız kadın her yerde kadın yaş dil din falan farketmiyor.
İlkokul talebesinin cümlelerini az geliştir, yetişkin bir kadından işitmen işten bile değil.
Yani yok birbirimizden bir farkımız. nihahaha (kötü insanların gülüş efekti )
Bir küçük kız varmış. Öyle sarı saçlı değilmiş, çok güzelde sayılmazmış, belki biraz şirin denilebilirmiş onun için. Bir de bu kızın babası varmış. Babası ile kız arasında yazıya dökülmemiş bir anlaşma varmış sanki, misal; işten gelince üstünü başını değiştirdiği gibi at olup kızı sırtına alır evde bir tur atarlarmış.
Her maaş günü muhakkak ülker sütlü çikolatasıda gelirmiş.
Haftasonları düzenli olarak parka götürülürmüş bu kız. Bir keresinde şu salıncakların arasında olan demirde asılı kalmış, aslında kendini bıraksa bişey olmazmış ama güvenip kendini bırakamamış işte hemen babası koşup kurtarmış.
(Nasılda kız çocukları başları sıkıştığında babalarının onları kurtaracağına alışıyorlar görüyorsunuz)
Birincisi tutunca bizde piyasanın talebini geri çevirmemek adına ikinci bölümü yazmaya karar verdik.
1. Bazı konularda arkadaş sözü çok dinler oldum. Noluyor ya Allah bana akıl fikir vermiş. Bugüne kadar kendi aklımın ne zararını gördüm.
* Sağa sola çemkiren bir yaratığa döndüm yine. Bu hallerimi sevmiyorum. Hem de oruçluyum güya. Yani daha sabırlı hoşgörülü olmam gerekirken aksine sanki istediğine istediğini söyleyebilirsin gibi bir ruhsata sahipmiş moduna giriyorum.
* İki sene evvel, her gün muhakkak mesnevi okurdum. Şimdi kitaplıktaki yerini hatırlamıyorum. Daha sık okumalıyım hatta çevirisine başlamalıyım bir an evvel.
* Sahura kalkmak / Davulcuyu kovaladığını hayal etmek
* Pide kuyruğunda beklemek / Pİde kokusuyla mest olmak
Siz hiç sözlerinden bir kelime anlamadığınız şarkıda hüngür hüngür ağladınız mı? Sanırım iyi değilim, akşamdan beri Ermenice bir türküyü dinliyorum. İçime işledi artık. Sabah uyanırken kesin mırıldanıcam bu şarkıyı. Herşeyi şarkıya bağlamayalım şimdi ağlayasım varmış birazda.
Aslında ne olduğunu biliyorum;
İçimdeki “duygusal melankolik hanım” önceleri sabrediyor özlem duygusunu diğer küçük kadınların bastırmasına. Ama intikamı hep acı oluyor, en olmadık şekilde sahneye çıkıyor. Sözlerini anlamadığım bir şarkıda beni yakaladı şimdi.
Sevgili okuyucum,
Biliyorum varsın, yani istatistikler bunu gösteriyor. Yani ordan burdan rastlantı sonucu bile yolun düşmüşse bile bişey yazmadan gidersen bu nasıl okuyuculuktur. Ben havaya mı konuşuyorum burda. Merhaba de selam de yani varım de işte. Şimdi “bana ne ben demem çekinirim” diyosan, Allah seni bildiği gibi yapsın ne diyim.

Sizi bilmem, ben koşmaya karar verdim.
Öncelikle belirtmem gerekir ki, herkesin genç ölme şansı yok. İlk
kitabı yirmi bir yaşında Rumance yazdım: bundan sonra bir şey
yazmamaya karar vermiştim. Sonra bir tane daha yazdım, kendime yine
aynı sözü vererek… Kırk yıldan fazla bir zamandır bu komedi
tekrarlandı. Çünkü yazmak, ne kadar az olursa olsun, bana bir yıldan
ötekine geçmede yardım etti; zira ifade edilmiş saplantılar zayıflıyor
ve bir ölçüde aşılıyor.
*Bakalım uyuyana kadar (yaklaşık gece 1.30 oluyor) ne kadar post hazırlıycam
Biraz abidik gubidik olabilir postlar artık idare edin lütfen.
(normalde hayat memat meselesi oluyolar ya postlarım)
Yani “keyfiyet değil kemiyyet önemli” olacak benden söylemesi.

ordaymış gibi yapıp bi kola aldım şimdi.
sen de dene okuyucu “mış gibi” yapmak bile dinlendirici.

* Canım tikiler gibi konuşmak istiyor belki.
Şaka şaka istemiyo, gönül rahatlığı ile okumaya devam edebilirsiniz.
* Ben meğer ne güzel beddualar uydurabiliyormuşum, komik olasım var belki de.
Benden söylemesi bu tiki olmamdan bile vahimdir. Komik olmaya da çalışmıycam herkes rahat olsun.
Ben dün;
* Terfisine çocuk gibi sevinen, gülen bir adam gördüm.
* Çok uzun bir yol yürüdüm, çok kısa gibi geldi.
* İsimsiz kandil mesajı almaktan nefret ediyorum demişmiydim.
Bi zahmet sonuna isminizi ekleyin. Kimsiniz diye sormaya utanıyorum işte.
Örnek;
msj 1–Kandiliniz mübarek olsun
msj2 — Sizinde. isim neydi?
Güneş için.
not: Dışarı çıkmayacağım sanki, sonrada güneş için şikayete başlıycam.
İnsanoğlunu memnun etmekte zor. : )
Sevgili Oscar (Oskır),
Kitabını okurken, peyderpey sana yazdığım mektuba satırlar ekliyorum. Mektubu bitirmem kitabını bitirmemle eş zamanlı olacak gibi. Ve ben o kitabın son 17 sayfasını yaklaşık üç aydır okumuyorum. Neyse bunları boşverelim.
Dinle, bugün yolda yürürken yanımdan geçen bir takside yıllar evvel dinlediğim bir sezen şarkısını Tarkan’ dan duydum. Şimdi de onu dinliyorum. Bir zamanlar Tarkan’ı çok severdim, aslında hala severim de, “kıvırması” bizi ailecek derinden sarsıyor. Yani bi tek ben böyle düşünmüyorum geçenlerde Ali abimde aynı şeyi söyledi. Hep şu blogta Tarkan dan bahsetmeyi istemiştim kısmet işte, sana yazacağım blog-mektuba denk geldi.
Eski bloga dönünce farkettim ki ben bi zamanlar burdan yemek tarifi veriyomuşum.
Bu yaz da geleneği bozmayıp bir kaç tarif vereyim.
Bugünkü tarifimiz günün anlam ve önemine uygun değil farkındayım.
Yani kandilde helva hamur işi falan yapılıp komşulara dağıtılır ama ben çorba yapıyorum.
Gelelim tarifimize;
1.
- Canım sıkılıyor anne
– Köprüden geçen arabaları say
- Ne tarafa gidenleri sayayım
– ?!?!
Hani eski zaman masalları anlatır
Hüznümü huzura dolarsın
Kaşım gözümden çok içim bir parçan
Annem sen benim yanıma kalansın
Hani bir biblon vardı kırdığım
Üstüne ne kırgınlıklar yaşadın
Ama bil ki ben de parçalandım
Annem ben senin yanına kalanım
Ben hala senin
Dizlerinde
Uzayan sohbet gecelerinde
Rolleri unutup dost oluruz
Bizi bağlayan bu kan değil yalnız
Annem biz birbirimize kalanız
Ben kararlı uçarken yolumda
Sen çatık kaşlarının altında
Her yeni güne sevgiyle başlarsın
Annem sen benim yanıma kalansın
John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan onüç ay önce Florida’da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti… Kitaptan değil sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan… Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karekteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell.Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell Newyork’da yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi günde İkinci Dünya Savaşına katılmak için Avrupa’yadoğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki.. Bir romantizm başlıyordu Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı?Sonunda Blanchard’ın Avrupa’dan dönüş günü geldi çattı.
efendim gaza gelmenin zararları diye de bir başlık atabilirdim neyse tecrübe daha iç açıcı ve şık geldi.
Bu akşam sevgili Abimin teklifi ile AKM de ki bir dans gösterisini seyretmeye gittim. Allah tan huyumu biliyorum.
Sıkılırım mıkılırım diye de en iyisinden bir arkadaşı peşime sürükledim. Ama o da sürüklenmeye pek bir hevesliydi, bu yüzden vicdanım sızlamıyor. Efendim sadede gelelim; gösteriye ucu ucuna yetiştim ve gösteri başladı. Hani derler ya dakka bir gol bir, aynen o hesap Koreli kardeşlerimiz bizim küçükkene “kutu kutu pense” adını verdiğimiz bir oyun havasında içeri girdiler. İşte ilk kopma noktası bu oldu benim için, sinirlerim bozulmakla birlikte sevgili arkadaşımada gösteriyi zehir ettim. Tabi ilk fırsatta kolundan tuttuğum gibi dışarı fırladım ama abimle arkadaşının bizi içeri sokması bir oldu. Neymiş gösterinin en güzel kısmı gelmiş miş az daha oturmalıymışız. Neyse teşrifatçı beyefendiye rica ederek, bizi geri postaladılar. Şimdi anlıyorum ki bu kadar yaş farkı abinizin ve onun arkadaşlarının üzerinizde ki yaptırımını arttırıyor.
Paşa paşa bir 15 dk daha dayandım ve yine attım kendimi dışarı.
Anladım ki ben aç kanına sanattan manattan anlamıyorum.
Açım ben ya diyerek kapıya doğru gidince arkamdan
– ee öyle desene biz sana bişeyler alırdık demezler mi?
O işin bahanesi, ya hu anlayın işte ben bu kadar sanata gelemiyorum
Bundan sonra sadece flamenko gösterisine giderim aç bile olsam
Biriyle fena halde konusmaya ihtiyacim var
Biriyle fena halde dertlesmeye..
Ama icimde bir yerlerde sabir tasi gizli sanki
Dogdugum günden bu güne orda duruyor
Sessiz bir kaya düsün deniz kiyisinda yalniz
Dalgalara gögüs gerip soguktan üsüyor
Ne ahlak ne de sevgi gökten dünyaya indi
Insanlik istedi kesfetti hepsini
Dün dogmusbir bebege bile girebilen mikrop misali
Icimizde hem kötü var hem iyi
Hangisi daha güclü diye beklemektense
Heyecanla attim kendimi dans pistine
Ayri ayri hepsiyle dans edecektim
Biraz sohbet ederek cözmeyi deneyecektim
Neden böyle olmusuz
Nerelerde kaybolmusuz?
Aklimdaki sorularin hepsini soracaktim
Senin ne haddine böyle seylerle ugrasmak
Diye soran hazirci tembel sen misin?
Böyle yaslanmak olmak seninki eskimek cökmek
Ruhu küskün bombos bir bedensin
Kelimeler yetse daha neler neler buldum
Elimle koymus gibi huzurluyum
Genis ve los bir yer istersen sen de bir ugra
Dogru-yanlis, iyi-kötü herkes orada…
Ş. Ferah
–İstiklal’de yürümeyeli epey olmuş, daha geniş bir zamanda tekrar gidilecek.
–Mustafa Amca’nın yerinin neresi olduğunu aşağı yukarı anladım.
–Bugün film arşivimin 200 e yaklaşmasını sağlayan dvdlerim dolabımda ki yerini aldı.
–Jurnal II den sonra hiç mektup okumamıştım,Cogito nun bu sayısı ile mektuba doyucam gibi gözüküyor.
–Birisi bana oturup bayramlık nasıl alınır diye bir konuşma yapsın;
son bir haftadır bayramlık alıyorum, anlamadım gitti
–Bayramın tamamını uykuda geçirsem, gelenlere uyuyo Ayşegül deseler noolur ya?
Kimseyi görmek ve bayram olduğunu hissetmek istemiyorum.
Herhangi bir hafta sonu gibi geçmesi için elimden geleni yapıcam.
–Bayram ritüelimizdeki değişiklikler,
-namaz sonrasına kabir ziyareti eklendi.
-büyük aile kahvaltısı iptal edildi.
-ikramların çeşitleri değişti
-
Zor bu hayat zor
(kolaymış gibi yapsamda)
üff ya kendimden ben bile sıkılıdım
ee adettendir
hayırlı bayramlar efendim
Arşiv önemlidir;
bir insanın hafızası ne demekse, bir milletin hafızasıda o demektir.
Arşiv kelimesi yabancı menşe li bir kelimedir ve
Osmanlı döneminde Arşiv yerine kullanılan kelime “hazine-i evrak”mış.
İsminin değişmesi ona verilen değerinde değiştiğinin en büyük kanıtı aslında.
Osmanlı herşeyi ama herşeyi kayıt altına almış.
Şu anda sadece Başbakanlık Osmanlı arşivinde milyonlarla ifade edilen miktarda arşiv belgesi tasnif olmayı bekliyor.
Ama yetkililerin verdiği bilgiye göre Türk araştırmacılardan çok USA lı, İsrail li (ülkemizi çok sevdiğini ısrarla vurgulayan) araştırmacıların istilasına uğramış durumda. Eminim sevdikleri unsurları, bilgileri arıyorlar belgelerin içinde!!!
Bundan 15 -20 yıl sonra sayıları azımsanmayacak bir oranda bizim arşivlerimiz kaynaklı olarak yazılamış kitap, raflarında yer alacak.
Bizim üni hocaları ise genelde doçentlik ünvanından sonra arıştırma salonuna pek uğramazlarmış, ne acı değil mi?
*içimden geldi yazdım ve paylaşayım dedim.
…Halbuki o hiç fevkalade bir adam değildi. Hatta pek alalade, hiçbir hususiyeti olmayan hergün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimizinsanlardan biriydi. Hayatının bildiğimiz ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir cihet olmadığı muhakkaktı. Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: “acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? hangi mantık hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?”
Fakat bunu düşünürken o adamların yalnız dışlarına bakarız; onlarında birer kafaları, bunun içinde isteselerde istemeselerde birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç alemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. Bu alemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile, bu meçhul alemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur…
Sabahattin Ali
Günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelirler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri vardır. Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir.
Hüthüt söze başlar ve Hz.Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söyler. Ama, hiç bir kuşun haberlerinin olmadığını, herkesin padişahının daima Simurg olduğunu belirtir. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatır. Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. Kuşların hepsi de Simurg’un sözü üzerine yola revan olurlar…
Ama, yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varınca “kendilerince geçerli çeşitli mazeretler söylemeye” başlarlar. Çünkü, kuşların gönüllerinde yatan asıl hedefleri çok daha basit ve dünyevî’dir (!) Örnek olarak, bülbülün isteği gül; dudu kuşunun arzuladığı abıhayat; tavuskuşunun amacı cennet; kazın mazereti su; kekliğin aradığı mücevher; hümânın nefsi kibir ve gurur; doğanın sevdası mevki ve iktidar; üveykin ihtirası deniz; puhu kuşunun aradığı viranelerdeki define; kuyruksalanın mazereti zaafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki Yûsuf; bütün diğerlerinin de başka başka özür ve bahanelerdir.
Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar verir. Simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatır.
Hüthüt söz alır ve şunları söyler. Söyledikleri, ayna ve gönül açısından ilginçtir:
Simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu?
Simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu?
Burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür.
Simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir.
Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatımız kalmadı.
Onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil.
O, yüce lûtfuyla bir ayna icad etti.
O ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!
Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulurlar.
Read the rest of this entry »
bir bebek arabasının içinde sızmış bir bebek olmak istiyorum ya
sen beni bilirsin anlatmama gerek yok
ama bi şeyi hatırlatmak istedim
şimdi biliyorum ki beni teravihe çağıracaksın
hemde şu hatimle kıldıran camiiye gidelim
diyeceksin büyük ihtimal
e bende mırın kırın edicem
-yoruluyorum
-uykum geliyo
-afacanlar basıyo beni diye
bahaneler öne sürücem
sen sakın gözümün yaşına bakma
döve döve beni camiiye götür olur mu?
Biliyorum şimdi hatim için cüzde dağıtılacak.
Ben onada itiraz edicem
-ya ben yavaş okuyorum
-30. cüz kalmadı mı (namaz surelri olan)
gibi abuk sabuk cümleler kurucam.
Bak bu konuda da sonuna kadar yetkilisin
bi tane patlat ağzıma…
yoksa ben başka türlü bu şeytanla başa çıkamıycam
benim şeytanım kesin fazla mesai yapıyo kesin
![]()
Bu terlikleri giyiyorsunuz ve siz hiç zahmet etmeden terliğin altındaki mikro fiber parçacıklar yerdeki tozu,pisliği topluyor.Ev işinin büyük bir kısmı böylelikle halledilmiş oluyor.Bir düşünsenize,evdeki herkes bu terliklerden giyse herhalde yerleri hiç temizlemek zorunda kalmazsınız.
Mikro fiber parçacıklar sadece tozu almakla yetinmiyor;örneğin evde köpek besliyorsanız onun kıllarını da aynı zamanda topluyor ve yerlerin kirini de temizliyor.
Üstelik bu akıllı terlikler yerleri de çizmiyor.Parkeler çizilecek diye dert etmenize de gerek kalmıyor böylelikle.
Tabii akıllı terliklerin düzenli olarak temizlenmesi,etkisini her daim korumasını sağlıyor.Yapmanız gereken onları sadece çamaşır makinesine atmak! (Başka çamaşırları beraberinde atmadan tabii ki
Geçtiğimiz gün kışlıklar yazlıklar yer değiştirirken bunlara rastladım.
Ne kadar uzun süredir ben bunları görmemişim diye içimden geçti.
Tanıştırayım.Şu iki aslan;
benim 13. yaşgünü hediyem, uzun süre onları giydim.
yanındaki pembeli olan bebek;
sanırım yasemindi ismi, abimin hediyesiydi.
Şimdi yapmıyo ama bir zamanlar yürüyüp şarkı söyüyodu.
En sevdiğim Donald duck;
bak paşa paşa oturur.
-öyle yürürüm takla atarım iddaaları yoktur.
Zaten iddalıların hali malum
benim bikaç günlük çalışmam sonucu yürüyemez oluyorlardı ![]()
o gördüğünüz kedi,
belkide en sevmediğim,
benim kedilere karşı pek muhabbetim yoktur da.
İşte evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir zamanlar biz bunlarla haşır neşir olurmuşuz.
Şimdi mi?
Efendim şimdilerde kendimize başka oyuncaklar bulduk.
Hem daha pahalı hem kolayına bozulmayan.
sabah sabah aklıma geldi yazıyım dedim…
örümcek adamdan nefret ediyorum
ben böyle nefret ediyorum ya
geçende komşunun oğlu örümcek adam kostümü giyip gelmiş atlayıp zıplıyo
töbe töbe
kırtasiyelik malzeme almak için büyük oyuncakçılardan birine gittim
Allah ım her yerde o
kalemtraşın üstüne bile sığdırmışlar ağlarını ve kendisini
-la havle çekip pucca lı bi kalem aldım.
ama burdan söylüyorum
ramazan falan demiycem
tenhada yakalarsam raidle icabına bakıcam
İçindekileri bilmem,
Anahtarım yok.
Söylentilere inanmam,
Çünkü aslına bakılırsa, o benim
annemi özledim.özlemi anniyorum.anlıyorum zenit bana ne söylediydi, hatırlanamıyor. kurumlar ve kuramlar beni anneme üzüyor.bende şiir yazabilme kaabiliyeti varmış,öyle söylüyorlar.ne dediğimi bilmemek istiyorum.boş başıma dolaşmak istiyorum.sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. sahipsizim. sonra sokokta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar.annem rasyonel ne demek,ağlamıyor. kendimi bana bırakmak istiyorum.annemi özlediğim için kızlardan uzak duruyorum. kızlar bana yaklaşmakda zorluk çekiyorlar.köfteci de öyle. o da bana yaklaşmakda zorluk çekiyor.canım akşamları daha çok sıkılıyor.annem daha çok. akşamları hava siyah oluyor.havaya bakıyorum.hava bana bakıyor.bana salık verilecek sevgiliyi doğrudan reddetmek durumundayım.kızlar bana önem vermemek konusunda tutarlılar.köfteci de öyle.o da bana önem vermemek konusunda tutarlı.annemi özleyince,annem yok ya hani,bölece hayati’ye bakıp,hayati’ye bakıyorum işte.yani şey oluyor. hayati benim hayatımda etkili bir yere sahipmiş ben de hani hayati’ye bakıyorum ya, hah, işte hayati’nin yani şey.sonra dışarı bakınca bir küçük irrasyonel kedi görüyorum.kedi bana aç aç bakıyor.ben ona artık annemi özlediğim için konuşmakmak istemediğimi ancak rasyonel anne kedisiyle gidip korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyuyorum. ataya saygı hamurumun içinde varmış.benim hamurum orda.annem beni sevip özler. ben de böylece peşinden gidemem.sonra annemi de rasyo…neyse…
Ah Muhsin Ünlü
Diplomatın biri fakir bir adamın yanına gider ve “Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim” der.
-Oğlumun hayatına asla karışmam
-Ama kız Lord Rothshield ‘in kızı…
-haa o zaman başka.
Diplomatın ikinci durağı Lord Rothshield ‘in yanıdır.
-Kızınız için bir kısmet buldum Lordum.
-Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük…
-Ama bu delikanlı halihazırda Dünya Bankası Başkan yardımcısı.
-Haa o zaman başka…
Diplomat Lordun yanından ayrıldıktan sonra soluğu Dünya Bankası Başkanı’ nın yanında alır.
-Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim, çok iyi bir delikanlı var.
-Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var, gerekmez.
-Ama bu çocuk, Lord Rothshield’in damadı.
-Bak o zaman oldu…gelsin başlasın.
saat: 18.15
yer : İstanbul da bir park
* Sürekli çocuğuna seslenen ve müdahale eden bir anne ile aynı bankı paylaşıyorum şimdi.
Nedir şimdi bu kendini tatmin mi?
yoksa “bakın ne kadar ideal bir anneyim” in davranışlara yansıması mı?
Lütfen!
Çocuk denilen yaratık bizim gelişmemiz halimiz sadece, farklı bir tür değil yani.
Ona göre muamele edelim zavallılara…
Ağlamaya karar verdiniz, olur ya
ben genelde ağlamaya niyet edip ağlayabiliyorum
niyet ettim Allah rızası için; gurbete anneme kekliğe ağlamaya dediğimde bu türkü ve erkan oğur birebir.
hımm şunuda söyliim sılada da olsa gurbettede olsanız, Anneyle birliktede olsanız kekliğiniz hiç olmamışta olsa
insanı zorlayan bir şarkıdır kendileri.
Sizin şartlarınıza bakmaz gözünüzün yaşınada acımaz
bi süre daha buralara takılıcam, blog benim ya!!!dönerim dönerim
walla gidicem sonra
–Abi naber
–İyidir, sen?
–Bende, ya sana bişey sorucam bu elektirik enerjisini pervane gibi dönme enerjisine çeviren aparatın adı ne?
–hıı
–Ya nette birileri usb den enerji alıp vantilatör yapmışta ufak onu deniycem.
–hee, rotor (gülme efekti)
–tamam saol abi…
Unutmak çoğu zaman kötüdür kimi zaman iyi
Evet, itiraf ediyorum; ben bu filme bayılıyorum
Alaüddin Attar (K.S) anlatır: “Şah-ı Nakşibend beni kabul edince, kendilerini o kadar sevdim ki, kararım kalmadı. Sohbetlerinden ayrılamıyacak hale geldim. Bu halde iken bir gün bana dönüp: “Sen mi beni sevdin ben mi seni sevdim?” buyurdu.- “îkram sahibi zatınız, aciz hizmetçisine iltifat etmelisiniz, hizmetçiniz de sizi sevmelidir” diye cevap verdim. Bunun üzerine: “Bir müddet bekle işi anlarsın” buyurdu. Bir müddet sonra kalbimde kendilerine karşı muhabbetten eser kalmadı. 0 zaman: “Gördün mü, sevgi benden midir, senden midir?” buyurdu.”
İki ayrı saksının birbirine komşu çiçekleriyiz.
Bir adım ötemdesin, çiçeklerin çiçeklerime sevinçlerin sevinçlerime karışır çoğu zaman.
Ağlarsın; gözyaşın yağmurum olur, yumuşatır kalbimi.
Ağlarım; dinlersin sessizce.
Bilirim hep yanımda yöremde kök salacaksın bu hayata.
Daha nice kışlar ve baharlar geçirmek dileğiyle…
Pardon, benim param yok, sizin de bir banka hesabınız… Neden sizin paranızı biraz dinlenmesi için benim banka hesabıma yatırmıyoruz
Pardon, ben sizin söylediğiniz her şeyi sonuna kadar dinledim bayım, yazık ki artık kendi söyleyeceklerimi hatırlayamıyorum!
Pardon, ben sizi dikkatle dinliyorum İsmail Hakkı bey, ismim ne demiştiniz!..
Pardon, size küçük bir soru soracaktım ama beklerken büyüdü. Size büyük bir soru sorabilir miyim?
Pardon, ben sizden sıcak bir çorba istedim, siz bana soğuk bir gazoz getirdiniz. Daha iyi bildiğiniz bir lisan varsa, söyleyin orada buluşalım!
Bugün yeni bir şeyler söylemek lazım…
Öyleyse yaz!
İnsan bir şeyi sevmeden anlayamaz
Öyleyse yaz!
İnsanlar seni istedikeri kadar iyi bilsinler
Ama kendi kendini aldatabilir misin?
Öyleyse yaz!
Güneşi gözden kaçırdım diye ağlarsan yıldızları da göremezsin
Öyleyse yaz!
Yağmura nisana ve yaşıma aldanıp
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak.
Kaf dağına gitmek istedim ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara
bir derviş olup yürüdüm uzaklara
yanıldı denektaşım geriye döndüm
kutsal sözler panayırına sığınıp
ipeksi bir sessizliğe büründüm
bir hayat mahcup veda
tanrım gülleri
ve sesiz harfleri koru.
İbrahim Tenekeci
İlmin iki kanadı, zannın ise bir kanadı vardır. Zan eksiktir, uçuşta kusurludur. Bir kanatlı kuş çabucak baş aşağı düşer; tekrar bir iki adım uçar ya da -biraz- fazla. Zan kuşu, yuva ümidiyle bir kanatla düşe kalka gider. Zandan kurtulunca bilgisi ortaya çıkar; o bir kanatlı kuş iki kanatlı olur, kanatlarını açar. Ondan sonra doğru yolda doğruca yürür; yüzüstü düşerek veya hasta halde değil. İki kanatla, Cebrail gibi zansız, tereddütsüz ve dedikodusuz uçar.
Bu sanırım yayınladığım hem ilk video hem de ilk şarkı.
Seviyorum bu şarkıyı:)