
Artık kimseye benzeyen birilerini görmek istemiyorum.
Özelliklede sevdiklerime benzeyen insanları görmemeliyim.
Silgi istiyorum.
Büyükçe bi silgi.
Veya zaman istiyorum.
Bi miktar zaman.

Artık kimseye benzeyen birilerini görmek istemiyorum.
Özelliklede sevdiklerime benzeyen insanları görmemeliyim.
Silgi istiyorum.
Büyükçe bi silgi.
Veya zaman istiyorum.
Bi miktar zaman.

* bir waffle ın bir insan evladı için fazla geleceğini. (ben buna rağmen yanımdakilere yiymezseniz ben yerim diye teklifte bulunuyorum, ne pis boğaz oldum ya)
* Sıcak ekmeğin kenarınının, muhakkak zatım tarafından tırtıklandığını
* franny and zooey şimdi elimde olan kitap olduğunu. (niye bütün film ve romanlardaki patavatsız, çılgın karakterlerle kendimi özdeşleştiriyorum. yoksa?… yok yok canım daha neler ben gayet patavatlıyım)

* Sendrom falan yok, çarpıcı bi başlık olsun dikkat çeksin, ilgi görsün diye yazdım.
* Pazar günümü evden hiç çıkmadan geçirdim.(markete gitmeyi saymıyorum o ihtiyaçtan banane)
* Hayatımda ilk kez kabak tatlısı yaptım. (yani şuan da tencerede, son demlerinde pişmeye çabalıyo)
* Pazar günleri hep Türk filmi tadında ama hiç oturupta Türk filmi falan seyretmiyorum.
Yer sofrasının etrafı sevdiğim yerlerden biri.
İftar sofrasının başında bulunmakta beni çok mutlu eder.
* Sırılsıklam olmaK ne süper bir duyguymuş. Vapur seferleri iptal edilmiş ama ne dert.
* Yarım gün çalışmak süpermiş.
* Derse gitmemekte fena sayılmaz
* Son iki madde tembelliğe meylimi ortaya koyuyor sanırım.
* Bardakta tane mısır satıyorlar ya ona bayıldım tavsiye ederim.
yazasım var. bi kaç kişi var ki onları dövesim var. yok siz tanımazsınız. -yaşamak ne zor ya-. hele trip ve bencil insanlara iyice tilt oluyorum. benden ırak olsunlar. samimi olanlar civarımda takla atsın. şaka şaka takla atmasınlar zor oluyor. Zor oluyor dedim ya, denedimde ordan biliyorum. ya ben küçükken çok takla atardım hala atabiliyor muyum diye aklıma geldi üşenmedim denedim. yok yok benden geçmiş artık öyle takla makla beni pek açmadı. madem takladan bahsettim, şundan da bahsedeyim. Mesela içimden derim ki; eğer o beni seviyosa şu karşıda ki koltuğa düşmeden atlayabileyim. Tabi bu cümleyi diğer koltuğun üstündeyken söylüyorum. diyelim ki koltuğa ulaşamadım düştüm, hiç oralı olmayıp yeniden deniyorum.
* Metrobüsü sevdim işe onunla gidiyorum. Yaklaşık 15 dakika fazla uyumamı sağlayan büyükşehir belediyesi yetkililerine teşekkürü bir borç bilirim. Malumunuz bu sene Mecidiyeköyde çalışıyorum. Malum değildiyse de şimdi malum oldu bakın.
* Bugün bir kez daha karar verdim ben şık falan olamam daha doğrusu olamıyorum. Mesele marka falan giyinmek değil onu da denedim. Şimdi bu yeni yerde mesai arkadaşlarımın çoğu model gibi giyiniyorlar. Ben kendimi sıksam üç gün o performansı gösteririim sonra yine içimden geldiği gibi giyinirim.
*Sırf bu yukarıdaki sebepten mütevellit kırsalda yaşamayı isterdim. Sabah kalk namaz eteğini giy (beli lastikli olan var ya hani heh işte o) sonra ayağına patiklerini giy, tülbentide dola arkaya doğru ohh be ne rahatlık. Gerçi köyde de kot pantolon giymek tuhaf olur ki ben kot pantolonlarımı çok severim. neyse şimdilik şehir hayatına mahkumuz bunların tümü hayal.
* Sabahları erken kalkmanın yan etkileri, gece saat 11 gibi uyku basıyor, 11.30 da rüyaya geçiş yapıyorum.
* Tel kırma işini öğrendim. şimdi istediğim gibi bir desen bulmaya geldi sıra. İşlediğim örtü bitsin fotoğrafını yayınlıycm.
* Dün farkettim ki tam 4 çift spor ayakkabim olmasına rağmen, severek giydim bir klasik ayakkabım yok. Ya ben böyle olmak istemiyorum. Sevdir Allahım klasik ayakkabıları.
* İki tane blogu ne zamandır blogrolle ekliycem unutuyorum. Ben onları eklemeden onlar beni eklemişler onu farkettim.
* Son bir haftadır kahvaltı türü birşeyler atıştırayım dediğim de üşenmeden. Vendetta nın Evy ye yaptığı yumurtalı ekmeği yapıyorum. Denemeyen varsa tavsiye ederim müthiş bişey. Yalnız yağ olarak tereyağı tercih edin. ıyy acıktım yaa.
*Ne kadar özledim burda yazmayı. Ama gel gör ki evdeki pc dns ayarlarından hata veriyor ve bu siteye bırakın yazı yazmayı ziyaret dahi edemiyorum. Hazır iş yerimdeyken şöyle bir ziyaret edeyim ve bir şeyler karalayayım dedim.
efendim gaza gelmenin zararları diye de bir başlık atabilirdim neyse tecrübe daha iç açıcı ve şık geldi.
Bu akşam sevgili Abimin teklifi ile AKM de ki bir dans gösterisini seyretmeye gittim. Allah tan huyumu biliyorum.
Sıkılırım mıkılırım diye de en iyisinden bir arkadaşı peşime sürükledim. Ama o da sürüklenmeye pek bir hevesliydi, bu yüzden vicdanım sızlamıyor. Efendim sadede gelelim; gösteriye ucu ucuna yetiştim ve gösteri başladı. Hani derler ya dakka bir gol bir, aynen o hesap Koreli kardeşlerimiz bizim küçükkene “kutu kutu pense” adını verdiğimiz bir oyun havasında içeri girdiler. İşte ilk kopma noktası bu oldu benim için, sinirlerim bozulmakla birlikte sevgili arkadaşımada gösteriyi zehir ettim. Tabi ilk fırsatta kolundan tuttuğum gibi dışarı fırladım ama abimle arkadaşının bizi içeri sokması bir oldu. Neymiş gösterinin en güzel kısmı gelmiş miş az daha oturmalıymışız. Neyse teşrifatçı beyefendiye rica ederek, bizi geri postaladılar. Şimdi anlıyorum ki bu kadar yaş farkı abinizin ve onun arkadaşlarının üzerinizde ki yaptırımını arttırıyor.
Paşa paşa bir 15 dk daha dayandım ve yine attım kendimi dışarı.
Anladım ki ben aç kanına sanattan manattan anlamıyorum.
Açım ben ya diyerek kapıya doğru gidince arkamdan
– ee öyle desene biz sana bişeyler alırdık demezler mi?
O işin bahanesi, ya hu anlayın işte ben bu kadar sanata gelemiyorum
Bundan sonra sadece flamenko gösterisine giderim aç bile olsam
Aklıma şöyle bir fikir geldi.
Her gün bloga bir hatta çoğu zaman bir kaç post ekliyorum.
Çok vaktimi alıyor mu? — hayır
Keyif alıyor muyum? –evet
Ama bir farklılık olsun diye.
Her gün iki üç tane ekleyeceğime,
her gün iki üç post u silsem nasıl olur acaba?
Velet –Bunda oyun var mı? (Pc mi gösteriyo)
A… –Yook çocuğum
Velet –Peki bunda var mı? (Telefonum)
A… –Onda da yok.
*Aslında annelerine yetiştirmeyeceklerini bilsem ben yapıcağımı biliyorum da işte…
Yalnız ana cadde değil artık arka sokaklarda,
masalarla, tezgahlarla dolmuştur.
–yakında bu Ahmet Genç bizim terasa da masa atar…
*Ramazan bir bitse…
–Allah ım sen şeytan a uydurupta şu davulcuyu kovalamaktan beni alıkoy Lütfen!
Utanmadan bir de para istiyor kapıya gelip
–Omzuma çarptın, dön bir affedersin de
demezsen bununla başa çıkamayabilirim.
–Sesli telefon görüşmesi mi yaptın kulağımın tam dibinde,
yüz ifadenle olsun belli et mahcubiyetini.
–benden daha az ürün aldın diye niye benden sıramı isteme hakkınız oluyor anlamış değilim.
–Tamam oruç tutup tutmamakta herkes serbestte gözümüzün içine baka baka yemek yemek zorunda mısınız.
Şu bahsettikleri mahalle baskısını yapasım geliyorda hadi yine hanımlık bizde kalsın..
– Gazete bayisi olmuşsan dergi isimlerine otur çalış, on kere tekrar ettirme.
– Son olarak birde teşekkür; o mutfak kavanozlarını alacağımı anladığı halde üzerinde yazılı olan fiyattan değilde kafasında yapmayı planladığı indrim üzerinden bana satan şirin! bayan, bundan sonra alış verişi mi sizden yapıcam biliniz.
–
*Daha birkaç ay evvel
-ben toplu taşıma taşıtlarında uyumam demiştim di mi?
artık uyuyorum.
*her sabah
-iş yerine nasıl koşularak yetişilir kategorisinde
rekor denemelerim yine başladı.
Mahalleli heyecanla takipte, – şimdi takılıp düşücek diyolar ama çok beklerler…
-Artık iftar organizasyonu yapmıyorum, hazıra konuyorum.
- Son günlerde densizlik boyutunda potlar kırıyorum (özellikle iş yerinde)
oruçtandır diye avunuyorum; bakalım görücez öyle mi?
-Bugün olmasını istediğim şey gerçekleşti ama o kadar ani oldu ki hakkıyla sevinemedim bile.
-osym ye yine işim düştü, eskisi gibi de değil artık randevu falan veriyolar.
- test çocuğu olucam yine; mertle kaderimiz bir mi oldu ne?
-filmler hazırlandı seyredilmeyi bekliyorlar ama ne zaman?
Ferrer0 Polska Ar-ge Departmanına;
Dünyaca meşhur ürününüz olan Nutella’ nın cam kavanoz şeklindeki sunumu dışında
bundan böyle tüpte de satışa sunulmasını sizden rica ediyoruz.
Sizin oralarda nasıl söylenir bilemeyeceğim ama;
-müşteri veli nimetimizdir-
Dinlemeyi severiz.
*Bir de yeni bir dizi başlamış.
Benim gibi televizyonla olan ilişkisi çok sınırlı olan birisi için yakın çevremin tavsiyesi olmadan farkedemeyeceğim bir diziydi.
Sırf bizim oralarda çekilmiş olması bile merakımı celbetmeye yetti.
Bazı kullandıkları kelimeler ve vurgularla
tamam bunlar bizden dedirtiyor
*te okka (işte o kadar)
*kızçe (küçük kız)
*kübri (köprü)
bendeniz — amerikan salatanın kilosu ne kadar
eleman — o american salata değil İtalyan salata
bendeniz — hımm (bozuntuya vermeyerek)
bendeniz — peki içindeki sosis ne marka?
eleman — o sosis değil salam
bendeniz — hııı!!!
*Bir şarküteri elemanı tarafından hiç bu kadar aşağılanmamıştım.
Alt tarafı iki malzemesi değişik diye, salatanın mensubiyeti değişiyor
[Ayşegül- Süleymaniye Haziresi]
Son 10 gündür nerde alakasız bir hayat belirtisi görsem
–mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
dizesi zihnimden hızla geçiyor.
Özellikle de şiirle birebir örtüşen mezarlıklarda ki çiçekler bu dizeleri çağrıştırıyor.
Efendim iş yerinizden o yılın gündem maddelerini görüşmek adına toplantıya çağırılırsınız.
Hep aynı olan! gündem maddeleri ile karşılaşmaya artık şaşırmamayı öğrenmiş ve paşa paşa dinlemeye başlamışsınızdır.
Maddeler tek tek müzakere edilir, herkes kendi fikrini beyan eder , gerekçelerini açıklar ve oylamaya geçilir.
O da ne oylamada sadece bir kelime söylemesi beklenen hoca arkadaşınız başlar anlatmaya
– ee biz seni az önce dinlemedik mi?
diycem ayıp olcak. Bana gelene kadar, bu cümleyi kurabilecek bir sürü ağır abi ve ablalar var.
Neyse bakılır ki,
birileri kafasında meseleyi çözememiş ve bir ara verilir.
Sanırsın on dakikalık arada hayat görüşümüz değişecek.
şimdi böyle cümleye başlayıncada yaşlıymışız gibi olacak farkındayım ama;
şunu söyliyeyim ki bu eski ramazanları yad etmenin yaşla başla hiç alakası yok.
ramazan deyince aklıma sahur gelir ve sahur için annemin yaptığı sütlaçlar ve hamur işleri.
Ve sahurlar pek bir renkli geçerdi her ne hikmetse.
Abim evinden bizim eve gelirdi hatırlıyorum.
Annem kaldırmaya kıyamamışsa eğer, Abim devreye girer kulağımın dibinde ayşegüüüül diye seslenmeye başlardı.
Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan çocuklar büyüklerin değil kendi kafalarının, çocuk dünyalarının tanımladığı, büyük bir güven duyup, büyük bir umutla bağlandıkları “tanrı”ya bir dolu mektup yazmışlar. E. Marshall ve S.Hample adındaki iki yazar da bu mektuplar arasından seçtikleri mektupları derleyip bir kitap çıkarmışlar. Çoğu inanılmaz saflık ve çoğuda ciddiyetle kaleme alınmış mektuplar. Lütfen bunları sadece küçük çocukların masumluğu ve iyi niyetiyle yazdığını unutmayın.Dini bir art niyet aramayın lütfen.)
–Sevgili tanrı, geçen hafta Newyork’a gittiğimizde Saint Patrick Kilisesini gördüm, bayağı güzel bir evde oturuyorsun. (Frank)
–Canım tanrım, kucaklaşmayı sen mi buldun? Çok güzel bişey. (Brenda)
– Şu her gün ezip durduğum karıncaların umarım sence bir önemi yoktur. (Alis)
–Eğer hiç kimse bilmeyecekse, iyi olanın ne yararı var. (Mark)
–Doktor olmak istiyorum ama o aklına gelen nedenden değil. (Fred)
–Sevgili tanrım, hıncımı aldım. Teşekkürler. (Raymond)
Bütün bunlar ne için
düşündükçe anlıyorum
herşey paylaşmak için
acı sevinç kızgınlık heyecan
her ne varsa paylaşmak ister insan.
Blogcular daha iyi bilir bunu.

İlkokul 3. sınıftan beri periyodik olarak diş hekimine giden bir vatandaşım.
Tabi o zamanlar götürülüyordum. Küçük yaşta muhatap olmanın verdiği rahatlık olacak ki diş hekimleri ile aram hep iyi olmuştur. Ben onları severim onlarda beni (lise 2 de de diş hekimi olmayı bile istemiştim bi ara)
Neyse konuyu dağıtmayalım, o zamanlar üst dişlerimdn birinin çarpıklığının giderilmesi için eğer istenirse tel takabileceğim söylenmişti.
[simulakra-Fotokritik]
Son birkaç yıldır böylede bir huy edindim.
İnsanlara isimlerini sormadan evvel;
zihnimden ona en uygun ismi veriyorum ama bunu çoğu zaman istem dışı yapıyorum.
Bazılarında da ismini öğrenmemde birşeyi değiştirmiyor ben ona uygun bulduğum isimle hitap ediyorum.
Merak ediyorum neye göre karar veriyor bilinçaltı,
Lütfen bunu şu yerfıstğından yapılanla karıştırmayın.
Bu halis muhlis antep fıstığından yapılanı.
Yemeğe doyulmayan bir lezzet bu,
çikolatanın mutluluk hormonu salgıladığını söyler dururlar ya,
bir zahmet araştırsınlar aynı etki bunda 3 e katlıyordur.
*Aslında bu tarz yiyeceklerle ilgili post hazırlamama kararı almıştım ama net e girme lüksüne sahip olan insanların ulaşmakta zorlanmayacağı tatlar bunlar diye düşünüp paylaşmak istedim.
Soğuk bir kış günüydü, hemşirenin kolunun ucuna iliştirilmiş düştü düşecek bir halde yeni doğan servisine getirildim.
Yeni dünyama, hemşirenin kolu ile vücudu arasındaki boşluktan şöyle bir göz attım.
İşte tam orda gördüm seni ilk.
Sanki yıllardır orda hayatını idame ettiriyormuşcasına alışık tanıdık hatta biraz umarsızca sen de bana baktın.
-Bu da nerden çıktı şimdi diyor gibi bir halin vardı.
zihnimi bir an için meşgul ettin,fazla uzamadı senle ilgili kurgu.
Malum alışmam gereken bir dünya vardı önümde, bir kişiye takılıp kalamazdım.
Öncelikle -birazda mecburen- tavanı inceledim, sıkıldığımda mızırdandım.
Saolsun biraz yan yatmam gerektiğine karar veren hemşire hanım,
hayatında ilk kez bir bebek seviyormuş gibi hevesle önce beni kucağına aldı
omuzuna yatırdı. Bir süre öyle durduk.
İlk orda öğrendim sarılmak kucaklaşmak rahatlatıcıdır, bu bir bebek bile olsa.
Read the rest of this entry »

–uyuyakalmış olabilirsin, pencereyi kapat di mi ama?
–tamam pencereyi açık unuttun. Her yerin ışığı yanıyor (sanırsın evde paşa nın düğünü var) kalk onları kapat di mi ama?
–uzanma mesafesinde örtünecek bir şeyler bulundur, uykulu kalkmak ne kadar zor,(kırk kere tecrübe ettin) di mi ama?
–tamam uyuyakaldın, babana çaktırma di mi ama?
–uykun geldiğinde bunu kendine itiraf et, orda burda sızıp kalma işte
di mi ama?
çok hayalperesttim küçükken
hayal gücüm bir umman gibiydi kurardımda kurardım
küçük kafamın içinde bir sürü masallar efsaneler boy ölçüşürdü.
bir kısmı tamamen benimdi, bir kısmıda annemin anlattığı masal bozması hikayelerdi.
bazen uydurduğum hikayenin kahramanı olup gerçekle hayali ayırt edemezdim sanırım.
Read the rest of this entry »
Dün hasta olduğunu öğrendiğimde içim sızladı derler ya
-işte öyle
oldum. Ablam gibi hemen gözlerim dolmuyor,
belki anne olmadığımdandır merhametimin hemen coşmaması.
Ama ben ondan daha fazla üzüldüm. (walla)
Hani sen dersin ya benim ilk aşkım teyzemdi diye
-O bize yemek yedirir oyun oynatırdı köyde
diye cümleye başlarsın,
sonrada
-ben o zamanlar 5 – 6 yaşındayım ve teyzeme aşıktım diye bu sohbet başlar.
Bende sana hep
-benim ilk sevdiğim erkekte sensin abi
demeyi düşünüp dururum.
Ama inanmışız bi kere söylenmeyen söz daha kıymetlidir diye.
Sen askerdeyken yolladığın mektupları alıp kimseye vermezmişim
annemle ablam bunu anlatır dururlar.
bak bu sevgi üç yaşında bile değilken başlamış var sen hesap et.
*abi bu yazıdan sonra artık bana istediğim lensi alırsın di mi
şaka ![]()
Ve çabuk iyileş Pazar keyfimiz kaçmasın olmaz mı?
Hatta mümkünse hastalanma ve ölme…
Koçtaş reklamı yayından kaldırılsın
-hazır eliniz deymişken Eyüb ün göbeğine açılan kültür!!! çadırınıda kaldırın olmaz mı?
Bu belediyenin kültür anlayışı beni öldürüyor.
Kıyafet dahil ıncık cıncık, abuk sabuk ne varsa satılan bir çadırı böyle bir semtin ortasına kuruyor,
yetmiyor isminide kültür çadırı koyuyor.
Böyle çadır kalabalığı istemiyoruz bu semtte,
burayı sadece esnafın bayram edeceği bir kalabalıkla doldurmayı başardığından
kendilerini başarılı da sayıyodur şimdi bunlar.
La havle…
iyice öfkeli şirin moduna bağlıyorum
şu semt kültürü konusunda.
Efendim ne iyi bir oyundur biliriz.
Lise sonun yazında strateji oyunlarına iyice kaptırmıştım.
tabi 3-4 saat ekrana bakınca;
annem odaya girip çıkıp söyleniyodu.
-gözlerin bozulcak
-kan çanağına döndüler
şu bu bitmiyodu.
neyse oturdum anlattım
-anne ancak 2 saatte oyunu kuruyorum
sonra savaşabiliyorum ve yeni topraklar kazanıyorum
annem şöyle bi dinledi dediklerimi
Bi kaç gün sonra odaya girip
-ne o Çanakkale boğazını geçebildin mi?
demişti.
ben şahsen davul cu mavulcu istemiyorum ramazan da
geçmesin bizim sokaktan,
zaten geçmesi bir şey değil
onun heyecanına kapılan bütün otomobil alarmlarıda ona eşlik ediyor
istemiyorum,
bir sürü ramazan geleneği var hepsini yerine getirdinizde
bir bu mu kaldı
kalsın efendim kalsın davul da kalsın
tamam illa bi müzik aleti ile uyandırılacaksak ben keman istiyorum
bulun kemancıda çalsın bakalım
*oruç bana iyi gelmiyor galiba
–yaşadığımız dünya hayal mi gerçek mi söylemek zor*
Lisedeyken bi ara şöyle bir düşünceye kapılmıştım
herşey olmuş bitmiş ve
biz sürdüğümüz hayatları şimdi seyrediyoruz ama yaşadığımızı sanıyoruz
bu kanaate varmama sebepte kuran-ı kerimde kıyamet sahnelerinin geçmiş zaman fiiili ile anlatılmasıydı sanırım.
dejavu da bu düşüncemi destekliyordu
o dönem zaten sürekli dilimde
–aa ben bunu bi yerden hatırlıyorum
ben bunu görmüştüm gibi cümleler vardı…
bak bak nelerde düşünürmüşüm sonra normalleştim gitgide
*Bin-jip filmi kapanış cümlesi

az önce yanından geçtim yine
farkına vardın mı bilmiyorum
seninle ilgili bir çok şeyi bilmediğim gibi bunu da bilmiyorum artık.
ağzımdan birkaç kelime döküldü
aslında fısıldadım kendi kendime -seni ne kadar özlediğimi-
sahi ne kadar?
bak bunu da bilmiyorum.
kendimi bırakıyorum hayatın hengamesine
bak yanlış anlama bunu bilerek yapıyorum
yani bilinçli.
ramazan geliyor yavaş yavaş
ama ben hiç heyecanlanmıyorum
Ramazan’la birlikte gitmiştin bu evden
O geldi yine, ya sen?
*Kızmaya gelmez, doğal yüz ifadesi zaten yeterince eziktir. kıyamazsınız
*standart bi köpekten beklenen güvenliği sağlama ondan beklenmemeli, hırsıza bile kuyruk sallayacak kadar şımarıktır.
*eğer havlıyorsa anlayın ki ciddi anlamda bir şeyden korkmuştur, yoksa mızmızlanma sesi dışında ses çıkarmaz.
*avlanmak üzere yetiştirilmiş olan atalarının genetik şifresi bu günkülerde pek hissedilmiyor varsa yoksa oyun ister
*onu seviyosanız sevmeye devam edin o bunu hak ediyo
*eğer bir golden retriever beslemediyseniz köpek besledim demeyin olmaz mı?

Mıy mıy terazi, dır dır terazi, ıyy bu var ya bu bıdı bıdı konuşur. Soğuk nevalenin tekidir. Bunu en çok kendisi sever, sonra annesi, sonra varsa teyzesi… sonra, sonra bunu kimse çok sevmez. Canınız sıkıldığında en son arayacağınız kişi olmalıdır. Çünkü sizin ufak bir moral bozukluğunuzu dahi depresyona kadar götürür. Kafasını her şeye takar. Gelgit akıllının tekidir. Bir gün size çok yakın davranır, ertesi gün bir bakarsınız suratınıza dahi bakmıyor. Sırlara, gizemli şeylere çok meraklıdır. Müthiş bir dedikodu deposudur. Kim kiminle ne yapmış, bilmem kim nerde ne etmiş, miş de miş miş… Hemen hemen çoğunu bir yerlerden duyar, görür, bilir. Yapmacık beyinlinin tekidir. Akıllı takılır, takıldığıyla kalır. İnsanı boğan, sıkan bir havası vardır. Başta zor bir ihtimalle de olsa size çekici ve ilginç gelse bile, sonrasında mazoşist değilseniz şayet, kaçacak delik ararsınız. Yemeğe düşkündür. Özentinin tekidir. Çevresi tarafından robot, soğuk ve dengesiz olarak tanınır. Tatminsizdir. Son not olarak, çok fazla dikkate alınacak biri değildir.
*süper ya
burç mevzusundan hiç hoşlanmam, sormazlar mı şöyle
-burcunuz nedir?
diye birbirlerine cin ifrit olurum
o yüzden bu burç yorumlarına bayıldım.
şimdi sıradan söyleyin burçlarınızı hemen yollıyım
kimler yürekliymiş görelim
Evleniyosunuz anladıkta bunu pazar sabahı kornalarla duyurmanın anlamı ne hala çözebilmiş değilim.
Biraz daha saygı ya hu;
uyuyanı var hastası var yaşlısı var değil mi ama?
Birde şu özellikle Eyüp Camiine gelen gelinlere sinir oluyorum.
Hayır tatil günü bir namaz kılalım diyoruz,
haydiii gelin ve onun eteklerini tutan akrabalardan geçilmiyor.
Sanırsın Eyüp Sultan Hazretleri nin elinde liste, o gün evlenenlerin yoklamasını alıyor.
Yok böyle bir kural, kaide şamanizmin izleri bu ziyaretler.
gelmeyin buralara nikahınız geçerli walla.
Bugün sevgili işverenim (Sultan Ahmet Köftecisi) genel merkeze çağırıp ustalarınla iyi geçin -ee- dediler.
Aman da aman aklıma hemen çocukluğumda Annemin peşimden koşup beni yakalayamadığı anlar geldi.
Bırak kadıncağız azıcık kulağını çekecek ne var bunda değil mi?
Olur mu hemen hızlı gonzalez gibi uçardım oradan
Efendim bugün sevgili Mert’le Lunapark keyfi yaptık.
Ama ne keyif!
3 kere çarpışan otomobillere bindik ve daha bir sürü oyuncağa Mert Efendi pek bir keyifliydi çocuk olmak başka bir şey…
Ama en önemlisi hiç bir eğlencesi olmayan dönme dolaptı benim için.
Sanırım hatırlattıkları ile özeldi dönme dolab;
kemal kelimesiydi aklıma gelen.
Evet kemal hani şu yetmekten yeti, olmaktan olgun gibi uydurukça kelimelerle karşılığı verilmeye çalışılan kelimemiz.
Kemale ermek deriz ;
eskiler bir şeyin kemalini anlayıp buna nail olmak şeklinde tarif ederlermiş.
Aslında yaptıkları bu tarif -bir şeyin yokluğunu idrak edip nail olmak- aynı zamanda elemin tarifini de karşılar.
Neyse buraya girmeden şu kemale ermek meselesini açıklığa kavuşturalım
Kemale ermek bilkuvve olanın bilfiile dönüşmesidir yani potansiyelin olmasıdır kemale ermek.
Şimdi doğrusal bir hareketle kemale ermeği açıklamak zordur çünkü doğrusal olan sonsuzdur tamama erdiremezsiniz, ancak kemal e ermek dairesel olan bir hareketle açıklanır.
ve bu dairesel olan hareket sizi madde aleminden mana alemine geçirir.
ya hu bu nasıl bir silsile dönme dolaba bakıp kaç kişi bunları düşünür .
Bu engin bilgilere okuduğum ya bir kitapta yada makalede rastlamıştım…
ama yazarı Dücane Cündioğlu idi.
nasıl bir harftir biliriz…
Arap alfabesinin harflerinin kelime içinde yüklendikleri ses dışında, geneli birde isme sahiptir. Misal; Elif, mim, kaf ne kadar hoş ya. Durun bu yetmiyor bunun dışında şekilleride oldukça estetik. Elif harfi üzerine yazılmış bir sürü yazı okumuşsunuzdur . Malumunuz eğilmez bükülmez duruşu, övgülere mazhar olması için yeterli görülmüştür.Lafzatullahın ilk harfi olması da kıymetine kıymet katmıştır. Ama ben her nedendir bilmem, çok göz önünde olan sevilen ve görünüşü ile ön plana çıkan şeylere karşı hep ihtiyatlı duran bir iç sese sahibim.Ben çirkinlere meyilliyim sanırım. Vav da işte öyle şu iki büklüm duruşu sizcede çok samimi görünmüyor mu!
Anne karnındaki bir bebek, saçları ağarmış bir insanoğlu gibi…
Biz vavı severiz. Elif’in seveni zaten çoktur.
Bu arada benim ikinci ismim Elif
-şimdi heyecanla bekliyoruz bakalım ne zaman sonuç açıklanacak.
-ben niye bu kadar keyifliyim son günlerde ya
acaba farkında olmadığım iyi bişey mi geldi başıma yoksa gelecek mi?
-zihnimden geçen kopuk film kareleri, sizi birgün elbet birleştiricem…
-arşivi güçlendirmek yetmiyor, oturup birilerinin bu filmleri seyretmesi lazım
-mektup okumaları bitti, şimdi sıra yazmada şöyle hergün kısa kısa
-ayakkabı alışverişi konusunda biri bana seminer vermeli
-tek başına iftar yapmaktan sakınılacak mümkünse dışarıda veya bir arkadaşla lütfen…
-daha sık pierre loti ye çıkılacak arka yoldan değil bildiğin mezarlık yolundan…
-sevdiğim çikolatalı kurabiyeler dışında başka kurabiyeleri deneme vakti geldi de geçiyor
Sevgili blog ziyaretçilerim,
yaklaşık altı aylık bir süredir yayın yapmaktayım. Siz o günleri pek bilmezsiniz, bloguma yaklaşık ilk bir ay ne gelen oldu ne giden. Bu süre zarfında sevgili abimi metazori ile de olsa blogu ziyaret ve yorum yapma konusunda ikna ettim. (bkz. ilk yazılardaki yorumlar)
Ama şimdi arka plandan takip etmekteyim ki blog kardeşlerim olsun mahalleli olsun vızır vızır bloga girip çıkıyoda iki kelam yazmıyor.
Kapatırım blogu diye tehdit savurucam, yemiyceksiniz (bkz.en son yapılmış 3 veda yazısı)
Yani gitmeyide beceremiyorum.
Neyse şaka bi yana walla billa buradan taşınıyorum. Hatta yeni evimin dekorasyonu ile meşgulüm eminim çok beğeneceksiniz, hiç bir masraftan kaçınmadık.
Ammaa siz böle yorum yapmadan ziyaretlere devam ederseniz bu yeni blogumu bulmanız tevafuğa kalır söyliim. (al bir tehdit daha) (not: mafya filmleri seyretmek bi süre askıya alınacak)
Niyedir bu yorum beklentisi diye merak edenler muhakkak olur, hemen açıklıyım, biz abimle araştırıp bulduk. Tamamen evin en küçük olup ilgi ile büyümemle alakalı.
Bakın artık durumumuda biliyosunuz psikanaliz yönünden.
Lütfen…
yoklama alıcam
o kadar emekle oturup yazı yazıyorum ya Allah Allah
pazar günü gelen bir kandil msj ı üstüne.
A : Melek kalk
Melek:Nooluyoo ya
A :Bugün günlerden berat kandili mi?
Melek : ne :S
———–
melek: Rüyamda Haydar Baş ı gördüm
a : Şu parti lideri olan
melek: Evet ya,
a : İşsizsin ya ondandır hehehe
saat: 18.15
yer : İstanbul da bir park
* Sürekli çocuğuna seslenen ve müdahale eden bir anne ile aynı bankı paylaşıyorum şimdi.
Nedir şimdi bu kendini tatmin mi?
yoksa “bakın ne kadar ideal bir anneyim” in davranışlara yansıması mı?
Lütfen!
Çocuk denilen yaratık bizim gelişmemiz halimiz sadece, farklı bir tür değil yani.
Ona göre muamele edelim zavallılara…
Ağlamaya karar verdiniz, olur ya
ben genelde ağlamaya niyet edip ağlayabiliyorum
niyet ettim Allah rızası için; gurbete anneme kekliğe ağlamaya dediğimde bu türkü ve erkan oğur birebir.
hımm şunuda söyliim sılada da olsa gurbettede olsanız, Anneyle birliktede olsanız kekliğiniz hiç olmamışta olsa
insanı zorlayan bir şarkıdır kendileri.
Sizin şartlarınıza bakmaz gözünüzün yaşınada acımaz
bi süre daha buralara takılıcam, blog benim ya!!!dönerim dönerim
walla gidicem sonra
Uzun süredir bunula ilgili bir yazı yazmak ve sonundada bu blogun ömrünün tamamladığını söylemeyi istiyordum.
Bu duyguyu birkaç kez temayı değiştirerek bastırabildim. Şimdi o da kesmiyor.
Aslında aklımda yapmayı planladığım yeni şeyler gittikçe güçlendi, bu da Serefraz Hanım’ın sonunu hızlandırdı benim için.
Belki arada uğrarız buraya…
Ama bazı postlar, yorumlar ve fotoğraflarda benimle geliyor
yani onlarıda yanımda götürücem bunu söylemeliyim.
-Vazgeçilmezlerimizi azalttıkça daha özgür oluruz-
Ben şimdi biraz daha özgürüm
Dünle beraber gitti cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait
şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
değil mi ama
Uzun süredir duymadığım kadar basketbolla ilgili terim duydum bugün.
Misal;
Asist : Takım arkadaşına sayı yapması için verdiğin pas
Dribbling : Top sürme
Steps : Hatalı yürüme
Hook Shot: Çengel atışı
Jump shot: Zıplayarak yapılan sayı
gibi gibi…
Şu ufaklıklardaki azmi görmeniz lazım efendim, sanırsınız NBA ye seçilecekler
Geçtiğimiz kış Kültür A.Ş’ nin Seyyarkitap adını verdiği bir uygulamaya başladığını öğrendim.
Malumunuz vechiyle, kitaplar topluma açık olan yerlerde belli standlarda bizlere sunulacak,
bizlerde alıp okuduğumuz kitapları yine istediğimiz herhangi bir yere bırakacağız.
Böylece şehirde elden ele bir kitap sirkülasyonu sağlanacaktı.
Benim bu konuya ilk tepkim
–hıı tabi tabi,
tam bizlik bir uygulama! aldıkları kitapları bırakmaz bu millet demiştim.
Arkadaşlar kitaplığımda tam dört tane seyyar kitap özgürlüğüne kavuşmayı bekliyor.
Kendimi burdan ihbar ediyorum bu dört kitaba çok alıştım şimdi onları nasıl bilmedikleri bir dünyaya
bırakabilirim
Bu yaz Algida -magnum- alıp şifreyle kampanyaya katılanlar arasında çekiliş yapılıp bir lamborghini vereceğini söylüyor. Sanırım ülke sınırları içinde bu kampanyayı bu kadar ciddiye alıp, bu kadar çok magnum tüketen bir Allah’ın kulu daha yoktur.
Neyse şimdiden söyleyeyim; ben lamborghini sevmem, aldığım gibi satıcam
Hayata bir kere daha gelmemize izin verilse ben karıncayiyen olarak gelmeyi isterdim. Çünkü mutfakta, kervanlar kurup gezinen karıncalardan intikam almanın tek doğal yolu bu sanırım. Aldığım karınca yemlerinden şüphe etmeye başladım. Yok olacakları yerde semirmeye başladılar, görseniz tezgahta nasıl salına salına dolaşıyorlar. Bazen mutfağın sahibi onlar mı yoksa ben miyim gözden geçirmek zorunda kalıyorum. Neyse bakmayın siz yazının böyle eğlenceli gözüktüğüne, aklımda ki fetvayı ilahiyatçı arkadaşlardan alabilirsem ben onlara yapacağımı biliyorum
[Taksim-Ayşegül]
tramvay camı nelere kadirdir bi bakalım
–mağaza vitrinlerine hızlısından bi göz atma fırsatı
–günün değerlendirmesini yapmak üzere cama kafanızı yaslama avantajıda sizde
–uykusuz musunuz o zaman biraz şekerleme yapabilirsiniz (ki ben hiç yapamam)
–yoldan geçenlerin yüzlerine bakıp hayatları hakkında tahminler yürütebilirsiniz (bunu felaket yaparım)
–e gerisi de size kalmış
Günlerden bir gün Padişah yaptırdığı yeni yüzüğünün üzerine yazılmak üzere bir cümle istemiş vezirlerinden.
Ancak bu öyle bir cümle olmalıymış ki en sevinçli anında da en üzgün anında da bunun an gelip biteceğini anımsatmalıymış.
–Padişahım sanırım yukarıda ki cümle sizin için
Kendileri ayakkabı dünyasının hasıdır
Sizi asla yarı yolda bırakmaz,
rahat etmeniz için elinden geleni ardına koymaz.
Elinden gelse kerata daha neler yapacakta yaratılışı müsait değil.
Mesela ben benimkilerin her an mutfak işlerinde yardım edecekmiş gibi bana bakmasından etkilenmişimdir.
Düşünmesi yeter derler ya bu da öyle bişey
iyi ki varsınız yaw
canım pabuçlarım benim
Bu uyku denen meret öyle bir şeydir ki; varlığı bir dertse yokluğu ayrı bir derttir.
Kimisi çok uyumaktan yakınır veya olur olmaz uyuklamaktan (bkz) uyku problemleri
Kimisi de tıpkı benim gibi uyku ile başı pek hoş değildir, bir taraf bir tarafı mutlaka reddeder.
Neyse öğlen sıcağında bu amcayı böyle umarsız uyurken gördüğümde nasıl imrendim anlatamam.
hadi iyi uykular
Bİdar
(Cahit Ağçal’ a fotoğrafını kullanmama izin verdiği için teşekkür ediyorum.)
Hepsi bunun kadar şanlı değil
Son günlerde yaşadığımız sıcaklar, bizleri buzdolablarına, sebillere su içmeye,
hatta kimi zaman caddelerde yürürken sırf serinlemek için klimalı olduğundan emin olduğumuz alakasız mağazaları gezmeye itmiştir.
Yani demek istediğim bizlerin susuzluğa ve sıcaklara karşı bir sürü çözümümüz var,
ya kuşların, köpeklerin, kedilerin, nasıl bir çözümü var hiç düşündünüz mü?
Belki de bir süre onların da su ihtiyacını karşılama sorumluluğunu üzerimize almalıyız.
Çözüm basit; elimizdeki yoğurt peynir kutularını çöpe atmak yerine su doldurup kapınızın önüne bırakın belki birileri susamıştır ne dersiniz.
Aslında itiraf etmem gereken bir şey var bu ince düşünce bana ait değil annecimin bana kazandırdığı bir bakış diyelim.
Buradan Annecime teşekkür ediyorum
60 yıl önce ingiltere’de üretilmeye başlanmış olan polo,dünyada en çok bilinen ve en çok satan naneli şeker markası. Ben bu şekeri çok severek yerdim ancak bir anda piyasadan kalktı bugün girdiğim bir bakkalda karşımda görünce küçük bir şok yaşadım desem yeridir. Ben bir paketi çarçabuk tükettim darısı diğerlerinin başına.
Sevenlerine duyrulur, afiyet olsun.
Arkadaşlar kısa bir süre aranızda olamayacağım.
Bloglarınızı da bir süre ziyaret etme imkanım olmayacak ne yazık ki…
Geldiğimde telafi ederiz inşaallah.
Yanıtlayamadığım yazılarınız için üzgünüm,
geldiğimde hepsini özenle cevaplamak niyetindeyim.
Yarışma projemizden de sizleri haberdar edicez inş.
Blogumu yalnız bırakmayın olur mu?
HOŞÇAKALIN
Poyralı, Ayşegül 2007@
Arkadaşlar hep hayaller üstüne konuşuyoruz kendimi biraz sorumlu hissettim ve yarışmaya katılana kadar şu alın teri temasına bir uygun kare bulabilir miyim diye arşivi karıştırdım.
Karşıma bu teyze çıktı ismi Resmiye ve kendi tarlalarında alın teri döküyor.
Aslında teyzenin daha hoş kareleri varda hepsinde ben veya abim var offf
(
Bence biz besleniyoruz diye kendimizi kandırıyoruz. En azından ben kendi adıma bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sabahları kahvaltı niyetine mısır gevreği veya içilen bir fincan kahve, öğle arasında koştura koştura uğranılan kafeler veya en yakın hamburgercinin kuyruğunda aman bugün hangi menüyü seçsem telaşları
Ama bakınız eskiler böyle mi beslenmiş.
Afiyet olsun
Sultanahmet Camii kitabesi.
Hiç camiilerin, tarihi mezarlıkların, hazirelerin, medrese, külliye ve benzeri tarzda ki ecdada ait yapıların yanından geçerken içinizden ben şu kitabeleri niye okuyamıyorum diye geçirdiniz mi?
Özellikle İstanbul da yaşayanlar için bu soru mutlaka kendi kendimize sormamız gerekli olan bir soru diye düşünüyorum.
Çünki İstanbul;
Eski bir Osmanlı hanımefendisi gibi hala tarihin derinliklerinden o kitabelerle uzanıp, kendisinin izini sürmeniz için bize bir şans veriyor.
Sadece İstanbul’ un tarihteki izini sürmek için bile Osmanlıca öğrenilir.
Ee hadi bekliyorum bu kitabede ne yazıyor?
)
Bugün motorla köprünün altından geçerken bu kare dikkatimi çekti.
Ve şunu düşündüm göğün yedi kattan meydana geldiğini bilen bizler.
Bir gün el birliği ile bir merdiven yapsaydık o katmanlarda dolaşmak için
Merdivenin alttan bakınca görüntüsü böyle bir şey olurdu herhalde dedim kendi kendime.
Küçükken bulutları birşeylere benzetme derdinde olan çocuklar demek istediğimi anlamışlardır sanıyorum.
Hayal gücü işte arkadaşlar insana ne düşündüreceği belli olmuyor:))
Nutella ekmek kardeşliğini sevmeyen var mı?
Yok mu?
(Lütfen şu çikolatlı gofret reklemında ki çilli kız gibi vurgulayarak okuyalım:))
Bilmiyorum bunların birlikteliğini ilk ne zaman keşfetmiştim.
Sanırım teyzemlerin Almanya da yaşamasını da hesaba katarsak henüz Türkiyeye ithal edilmeden önce bizim eve girmişti bu muhterem.
Yani benim bunlarla tanışıklığım oldukça eski, dostluğumuz oldukça kadim.
Özellikle öğrencilik dönemlerinde glikoz ihtiyacını da kılıf olarak kullanarak kavanozla birlikte ders çalışırdık.
Aslında onlarla ilgili yazılacak o kadar çok hatıram var ki iyi kötü;
ben en iyisi hiç başlamayayım.
He bu arada lütfen diğer çokokrem türleri ile karıştırmayın onun adı nutella:))
İki fotoğraf arasında ki 7 farkı bulunuz
)
Hayattada karşımıza çıkan pek çok hadisenin böyle iki rengi var diye düşünüyorum.
Kişi hangi taraftan bakıyorsa o yüzünü görmeye mahkum oluyor…
Siz hayatın hangi rengine bakıyorsunuz?
Bu arada bu fotoğrafta her hangi bir ps yok, sadece görüntülenme zamanları farklı.
Topkapı Sarayı şimdi de laleleri ile değilde yeşilinin davetkarlığı ile bizi bekliyor
Hayat gailesi insanı çarçabuk içine çekiyor.
Faturalar, ekstreler,biten akbil, iş güç derken soluk soluğa kalıyoruz bazen gün içinde.
Böyle anlarda bazen bir şey size göz kırpıyor sanki ” hayat bu değil; ıskalamaya gelmez dikkatli ol diyor.”
Bugün yerde gördüğüm bu uyarı sanki Metro’ya için değilde, hayatın tuzaklarına karşı uyarı gibiydi.
Hayatta da bizi böyle uyaracak levhalar olsa ne iyi olurdu değil mi?
Çok şey mi istiyorum:))
Geometride ki simetri konusunu anlatmak biraz zor olur çocuklara, hangi çizgiyi nerden çekerse şeklin simetrisini yakalamış olacağını zor kavrarlar.
Bu kelebek bu simetri işinde zorlanmışa benzemiyor.
Acaba bu kelebek simetriyi deseninde yakalamak için kaç desinatör ve matemetikçi ile çalıştı…
Böyle düşündüğümüzde bir kelebekte bile yaratılma mucizesini görmemek elde değil sanırım…
Bu kareyi köyümüzde yakaladım; otların arasında öylece duruyordu.
Ne kadar büyük olduğu ise ağabeyim eline alınca daha iyi anlaşılır oldu…
Böyle bir takın altından geçince mi başlıyor her şey anne.
Beklemek, özlemek oralarda da hükmü geçen hisler mi?
Yoksa ebedi bir unutuluşa mı gömülüyor her şey sonunda.
Sen unuttun mu bilemem ama ben sonsuz bir özlemle boğuşuyorum ve seni çoook özlüyorum Annecim.
Tam altı ay oldu…
Sen gün be gün uzaklaşıyorsun benden ama bende erittiğim her dakika ile daha da yaklaşıyorum sana meleğim.
Şunu da bilmeni istiyorum ki sen hala benim en iyi dostumsun, peşini bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun…
Ee anne olana dek sanırım anneler gününden de pek hoşlanmayacağım.
Selam,
Ne zamandır kafamda olan bir bölümdü günlük çalışması. Şimdi fırsat yakalamışken başlamalıyım bir ucundan. Yorumlarınızla yalnız bırakmamanız dileğiyle:)
Endişelere el çektirdim hayatımdan.
Şimdi öylece “eyvallah” diyorum başıma gelenlere. Biliyorum gelecek olana engel olamazsın gidecek olanı durduramadığın gibi. Mücadele yersizdir kimi zaman hayatla, cedelleşmek, inatlaşmakta öyle. Sadece bazı anları kollayacaksın ona meydan okumak için.
Uzun bir süredir üzerimden geçip giden zamanı seyrediyorum. Ve “an” ları avlamaya özen gösteriyorum.
Nasıl mı?
Kahvemi içiyorum bir manzara ile göz göze iken; işte bu diyorum, ne geçmiş tasası ne gelecek kaygısı…
İşte bu an şimdilik elimde olan….
Serefraz