‘Fotoğraflar’ Kategorisi için Arşiv
sahura tatlı gerekli
In Fotoğraflar, mutfak on Ekim 4, 2007 at 1:50 amEfendim yine mutfaktayım.
Bu sefer mutfakta başıma gelmeyen kalmadı; ayağıma kaynar süt döküldü, irmik tezgaha saçıldı.
Neyse, öyle böyle derken tamamladık.
saat: 00.17
yer: Ayşegül ün mutfağı
İrmik helvası ve kadayıf yapabilmek en büyük hayalimdir.
Şimdi bunlardan birini ifa ettim diyebilirim.
Gelelim tatlımızın hazırlanışına;
125 gr tereyağı eritip 2 su bardağı irmiği ilave edip kısık ateşte kavuruyoruz.
yalancı
In Fotoğraflar, mutfak on Eylül 26, 2007 at 4:54 amEfendim bu tatlının özelliği tavuk göğsü olduğunu iddia etmesine rağmen,
öyle olmamasından ötürü isminin başına yalancı sıfatı almasıdır.
Neyse çok pratik yapılan bir tatlı olması Ramazan da sütlü tatlılar listesinde başı çekmesine neden oluyor.
Gelelim yapılışına;
6 bardak sütün içine 1,5 su bardağı şekeri ekleyip karıştırarak eritiyoruz.
(not: Çırpıcıyı hep aynı yöne doğru çeviriyoruz
niye diye sormayın yemek kursunda ki hocam öyle dedi)
Bu arada tencereye 175 gr margarini koyup eritiyoruz yağın tamamının erimeye yüz tutması ile birlikte 1 su bardağından
yarı yarıya
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Eylül 23, 2007 at 4:40 amBütün bunlar ne için
düşündükçe anlıyorum
herşey paylaşmak için
acı sevinç kızgınlık heyecan
her ne varsa paylaşmak ister insan.
Blogcular daha iyi bilir bunu.
Ali Nazik
In Fotoğraflar, mutfak on Ağustos 28, 2007 at 10:36 am-Ali nazik kebabı yapmak için mutfaktayım bakalım neler olacak saat: 15.35
-4 patlıcanı yıkadım ve ızgara kısmını çalıştırdığım fırında közledim.
-Patlıcanların kabuklarını soyup; bir çatal yardımı ile ekmek tahtası üzerinde ezdim.
soru 1
-Niye ekmek tahtası üzerinde? -el-cevab: malzeme cinsi metale göre daha sağlıklı olduğu için
soru 2-
Niye robot kullanmadın? – el- cevab: efendim validem her insanın elinin bir lezzeti olduğunu söyler. Bizde buna
binaen yemeğin bu kısmını elimizle hallettik.
3 – 4 yemek kaşığı süzme yoğurdu ve patlıcanları robotta koyu krema kıvamına gelene dek çekiyoruz.
(üff ya bu kısmı böylece bile yiyebilir insan, özelliklede soğutulmuşunu. Allah ım bunları ben mi söylüyorum
)
Böylelikle Ali Naziğin beğendi kısmını halletmiş olduk.
Tarifte 200 gr kıyma diyor kesinlikle dinlemiyoruz, sonra bir tava kavrulmuş kıyma yemek durumunda kalabilirsiniz
Bu arada 1 adet domatesi robottan geçirmemizi söylüyor ama ben bunuda bıçakla hallettim.
Kıymayı tavaya alıp rengi değişene dek kavuruyoruz ardından domatesleri ekliyoruz.
Yemeği hallettik sayılır.
Şimdi beğendi kısmını geniş bir kayı tabağa alıyoruz ve üzerine kıyma harcını koyuyoruz.
Tereyağ ile kırmızı biberi yakıp kebebın üzerinde gezdiriyoruz.
Afiyet olsun…
Öğrenilenler:
Fırından yeni çıkmış patlıcanları tutmak için acele edilmeyecek.
Önlük muhakkak kullanılacak.
Fethi Paşa
In Fotoğraflar on Ağustos 16, 2007 at 12:57 pmAntreman
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 16, 2007 at 1:46 amUzun süredir duymadığım kadar basketbolla ilgili terim duydum bugün.
Misal;
Asist : Takım arkadaşına sayı yapması için verdiğin pas
Dribbling : Top sürme
Steps : Hatalı yürüme
Hook Shot: Çengel atışı
Jump shot: Zıplayarak yapılan sayı
gibi gibi…
Şu ufaklıklardaki azmi görmeniz lazım efendim, sanırsınız NBA ye seçilecekler
Renk renk…
In Fotoğraflar, Güncel on Ağustos 10, 2007 at 12:19 am[Mısır Çarşısı-Ayşegül]
Vitamin kokteyli
Kuru meyvelerin yemeklerde veya sade olarak bu kadar çok tercih edilmeleri karşısında beslenme uzmanları tarafından yakından incelendi ve ilginç sonuçlar elde edildi. Buna göre kuru meyveler vücudumuzu öncellikle serbest radikaller karşı koruyorlar. ORAC analizine göre kuru meyvelerin antioxidan potansiyeli çok yüksek. Özellikle kuru üzüm ve yaban mersini ilk sıralarda yer alıyorlar. Kuru meyvelerin içerdiği diğer biyoaktif maddeler:
Beta karoten, antioxidanlar arasında en etkili olanı. Beta karoten kalbi ve dolaşım sistemini serbest radikallere karşı korur. 100 gr kuru erik 140 Mikrogram beta karoten içerir.
Kalyum vücudun su ve elektrolit seviyesini dengeliyor. Ayrıca kasların mineral gereksinimini karşılıyor.
B1 ve B2 vitaminleri sinir sistemini düzenliyor.
Kan yapımında demirin çok büyük bir fonksiyonu var.
İkincil bitkisel maddeler meyvelerin özellikle kenar katmanlarında bulunur. Bunlar bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine, yaşlılık sürecinin yavaşlamasına ve serbest radikallere karşı savunmada etkili. Öneri: Kuru meyveleri yemeden önce onları bir miktar suda bekletin.
Balkon
In Fotoğraflar on Ağustos 8, 2007 at 11:36 pm[Karaköy-Ayşegül]
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
Sezai Karakoç
mevlana gösterisi
In Fotoğraflar, Güncel on Ağustos 7, 2007 at 11:59 pmAğustos ayı sonuna dek yolunuz Sultanahmed’ e düşerse ziyaretinizi mutlaka saat 21.30 a denk getirmeye çalışın.
Mevlana hazretlerinin hayatı ışık gösterisi eşliğinde, Türkçede dahil olmak üzere bir kaç dilde anlatılıyor.
Ayrıntılı bilgiyi burdan alabilirsiniz
Tavsiye edilir efendim
E bu arada Sultanahmet köftecisine de uğrayabilirsiniz .
Galata Köprüsü
In Edebiyat, Fotoğraflar on Ağustos 6, 2007 at 10:41 pm[Galata Köprüsü-Ayşegül]
Dikilir köprü üzerine,
Keyifle seyrederim hepinizi.
Kiminiz kürek çeker, sıya sıya ;
Kiminiz midye çıkarır dubalardan;
Kiminiz dümen tutar mavnalarda;
Kiminiz çimacıdır halat başında;
Kiminiz kuştur, uçar, şairâne;
Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
Kiminiz bulut, havalarda;
Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
Şıp diye geçer Köprü’nün altından;
Kiminiz düdüktür, öter;
Kiminiz dumandır, tüter;
Ama hepiniz, hepiniz…
Hepiniz geçim derdinde.
Bir ben miyim keyif ehli içinizde?
Bakmayın, gün olur, ben de
Bir şiir söylerim belki sizlere dair;
Elime üç beş kuruş geçer;
Karnım doyar benim de.
Orhan Veli
Cihannüma
In Fotoğraflar, Kitaplık on Ağustos 6, 2007 at 12:09 am[Köprülü Kütüphanesi-Ayşegül]
Bu eserin yazarı malumunuz üzere Katip Çelebi ‘dir. Bize Cihannüma dışında Keşfü’z zünun adlı eserinide bırakmıştır.
Kâtib Çelebi, Cihannüma’yı iki kez yazmıştır. İkinci Cihannüma, Dünya’nın yuvarlak olduğunu da kanıtlamaya çalışan fiziki coğrafya ağırlıklı bir giriş bölümüne sahip. Ardından Japonya’dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtır. Bunların tarihleri, yönetim biçimleri, ekonomileri, inançları konusunda bilgiler verir. Bu arada İslam Coğrafyacılarının bilgi yanlışlarını gösterir, bunların harita kullanmamaktan ileri geldiğini açıklar. Her iki biçimde de ek olarak birçok harita vardır. Ya işte böyle… tavsiye ederim sanırım bu eseri TTK yayınladı.
tramvay camı
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 5, 2007 at 11:19 pm[Taksim-Ayşegül]
tramvay camı nelere kadirdir bi bakalım
–mağaza vitrinlerine hızlısından bi göz atma fırsatı
–günün değerlendirmesini yapmak üzere cama kafanızı yaslama avantajıda sizde
–uykusuz musunuz o zaman biraz şekerleme yapabilirsiniz (ki ben hiç yapamam)
–yoldan geçenlerin yüzlerine bakıp hayatları hakkında tahminler yürütebilirsiniz (bunu felaket yaparım)
–e gerisi de size kalmış
Bazen
In Fotoğraflar on Ağustos 5, 2007 at 12:20 amUykucu
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Temmuz 29, 2007 at 2:36 amBu uyku denen meret öyle bir şeydir ki; varlığı bir dertse yokluğu ayrı bir derttir.
Kimisi çok uyumaktan yakınır veya olur olmaz uyuklamaktan (bkz) uyku problemleri
Kimisi de tıpkı benim gibi uyku ile başı pek hoş değildir, bir taraf bir tarafı mutlaka reddeder.
Neyse öğlen sıcağında bu amcayı böyle umarsız uyurken gördüğümde nasıl imrendim anlatamam.
hadi iyi uykular
Bİdar
Şanslı olmak
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Temmuz 22, 2007 at 10:41 pm(Cahit Ağçal’ a fotoğrafını kullanmama izin verdiği için teşekkür ediyorum.)
Hepsi bunun kadar şanlı değil
Son günlerde yaşadığımız sıcaklar, bizleri buzdolablarına, sebillere su içmeye,
hatta kimi zaman caddelerde yürürken sırf serinlemek için klimalı olduğundan emin olduğumuz alakasız mağazaları gezmeye itmiştir.
Yani demek istediğim bizlerin susuzluğa ve sıcaklara karşı bir sürü çözümümüz var,
ya kuşların, köpeklerin, kedilerin, nasıl bir çözümü var hiç düşündünüz mü?
Belki de bir süre onların da su ihtiyacını karşılama sorumluluğunu üzerimize almalıyız.
Çözüm basit; elimizdeki yoğurt peynir kutularını çöpe atmak yerine su doldurup kapınızın önüne bırakın belki birileri susamıştır ne dersiniz.
Aslında itiraf etmem gereken bir şey var bu ince düşünce bana ait değil annecimin bana kazandırdığı bir bakış diyelim.
Buradan Annecime teşekkür ediyorum
Polo
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Temmuz 19, 2007 at 3:30 am60 yıl önce ingiltere’de üretilmeye başlanmış olan polo,dünyada en çok bilinen ve en çok satan naneli şeker markası. Ben bu şekeri çok severek yerdim ancak bir anda piyasadan kalktı bugün girdiğim bir bakkalda karşımda görünce küçük bir şok yaşadım desem yeridir. Ben bir paketi çarçabuk tükettim darısı diğerlerinin başına.
Sevenlerine duyrulur, afiyet olsun.
Alın teri
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Temmuz 1, 2007 at 5:56 pmPoyralı, Ayşegül 2007@
Arkadaşlar hep hayaller üstüne konuşuyoruz kendimi biraz sorumlu hissettim ve yarışmaya katılana kadar şu alın teri temasına bir uygun kare bulabilir miyim diye arşivi karıştırdım.
Karşıma bu teyze çıktı ismi Resmiye ve kendi tarlalarında alın teri döküyor.
Aslında teyzenin daha hoş kareleri varda hepsinde ben veya abim var offf
(
Osmanlı mutfağı
In Fotoğraflar, Günlük gibi, Müzik on Haziran 29, 2007 at 2:36 am
Bence biz besleniyoruz diye kendimizi kandırıyoruz. En azından ben kendi adıma bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sabahları kahvaltı niyetine mısır gevreği veya içilen bir fincan kahve, öğle arasında koştura koştura uğranılan kafeler veya en yakın hamburgercinin kuyruğunda aman bugün hangi menüyü seçsem telaşları
Ama bakınız eskiler böyle mi beslenmiş.
Afiyet olsun
İstanbul’un şifreleri
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Haziran 25, 2007 at 5:13 amSultanahmet Camii kitabesi.
Hiç camiilerin, tarihi mezarlıkların, hazirelerin, medrese, külliye ve benzeri tarzda ki ecdada ait yapıların yanından geçerken içinizden ben şu kitabeleri niye okuyamıyorum diye geçirdiniz mi?
Özellikle İstanbul da yaşayanlar için bu soru mutlaka kendi kendimize sormamız gerekli olan bir soru diye düşünüyorum.
Çünki İstanbul;
Eski bir Osmanlı hanımefendisi gibi hala tarihin derinliklerinden o kitabelerle uzanıp, kendisinin izini sürmeniz için bize bir şans veriyor.
Sadece İstanbul’ un tarihteki izini sürmek için bile Osmanlıca öğrenilir.
Ee hadi bekliyorum bu kitabede ne yazıyor?
)
Göğe merdiven buldum:)
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Haziran 21, 2007 at 9:26 pmBugün motorla köprünün altından geçerken bu kare dikkatimi çekti.
Ve şunu düşündüm göğün yedi kattan meydana geldiğini bilen bizler.
Bir gün el birliği ile bir merdiven yapsaydık o katmanlarda dolaşmak için
Merdivenin alttan bakınca görüntüsü böyle bir şey olurdu herhalde dedim kendi kendime.
Küçükken bulutları birşeylere benzetme derdinde olan çocuklar demek istediğimi anlamışlardır sanıyorum.
Hayal gücü işte arkadaşlar insana ne düşündüreceği belli olmuyor:))
Nutella ekmek kardeşliği
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Haziran 19, 2007 at 6:51 pmNutella ekmek kardeşliğini sevmeyen var mı?
Yok mu?
(Lütfen şu çikolatlı gofret reklemında ki çilli kız gibi vurgulayarak okuyalım:))
Bilmiyorum bunların birlikteliğini ilk ne zaman keşfetmiştim.
Sanırım teyzemlerin Almanya da yaşamasını da hesaba katarsak henüz Türkiyeye ithal edilmeden önce bizim eve girmişti bu muhterem.
Yani benim bunlarla tanışıklığım oldukça eski, dostluğumuz oldukça kadim.
Özellikle öğrencilik dönemlerinde glikoz ihtiyacını da kılıf olarak kullanarak kavanozla birlikte ders çalışırdık.
Aslında onlarla ilgili yazılacak o kadar çok hatıram var ki iyi kötü;
ben en iyisi hiç başlamayayım.
He bu arada lütfen diğer çokokrem türleri ile karıştırmayın onun adı nutella:))
Bilmece:)
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Haziran 6, 2007 at 12:35 amİki fotoğraf arasında ki 7 farkı bulunuz
)
Hayattada karşımıza çıkan pek çok hadisenin böyle iki rengi var diye düşünüyorum.
Kişi hangi taraftan bakıyorsa o yüzünü görmeye mahkum oluyor…
Siz hayatın hangi rengine bakıyorsunuz?
Bu arada bu fotoğrafta her hangi bir ps yok, sadece görüntülenme zamanları farklı.
Topkapı Sarayı şimdi de laleleri ile değilde yeşilinin davetkarlığı ile bizi bekliyor
İkaz!
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Haziran 3, 2007 at 3:13 amHayat gailesi insanı çarçabuk içine çekiyor.
Faturalar, ekstreler,biten akbil, iş güç derken soluk soluğa kalıyoruz bazen gün içinde.
Böyle anlarda bazen bir şey size göz kırpıyor sanki ” hayat bu değil; ıskalamaya gelmez dikkatli ol diyor.”
Bugün yerde gördüğüm bu uyarı sanki Metro’ya için değilde, hayatın tuzaklarına karşı uyarı gibiydi.
Hayatta da bizi böyle uyaracak levhalar olsa ne iyi olurdu değil mi?
Çok şey mi istiyorum:))
Renk renk…
In Fotoğraflar, Güncel on Mayıs 30, 2007 at 11:19 pmBu gördüğünüz gençleri bir sürü kilometreler katederek değil adım hesabıyla birinden diğerine yürüyerek fotoğrafladım.
5. Türkçe Olimpiyatları için ülkemize gelen bu gençlerin hepsi iyi kötü Türkçe konuşuyor.
Gayri ihtiyari fotoğrafını çekmek için izin isterken ingilizce konuştum ve hemen uyarı aldım:)
“Bizimle Türkçe konuşun lütfen”
Eğer Osmanlı ihya ettiği o geniş coğrafya da Türkçe’ yi yerleştirseymiş olsaydı neler hissedeceğimi bugün bu gençlerle konuşurken anladım.
Mesela şu ilk başta olan “şık forma” sahibi Brezilya’dan Lucas ile aynı takımı tuttuğumuzu ve Fenerbahçenin de futbol ekolü olarak Brezilya yı kendine idol aldığını konuştuk ana dilimde.
Onun yanında ki sütlü çikolata tadında olan yakışıklı ufaklıksa Muhammed.
Muhammedin babası Türk bir öğretmen, annesi ise bölgenin yerlilerinden zenci bir hanım.
Ganalı kızımızın yanındaki genç kız da benim dedelerimin geldiği yerden Arnavutluktan gelmiş. Yine onlarlada Türkçe sohbet etmenin keyfini yaşadım.
Etiyopyalı delikanlıların yanında ki genç kızda Brezilya dan .
Sonra uzak doğudan sevimli bir genç kız tebesümüyle aydınlatıyor objektifimi.
Onun yanındaki genç arkadaşlarda Türkmenistan dan konuk oluyorlar ülkemize.
Son olarakta görmeyi istediğim ülkelerden biri olan Yemen’den bir arkadaş.
Sanırım ben bir kere daha gitmek durumundayım buraya.
İstanbul’ da yaşayanlara da şiddetle tavsiye ediyorum, mutlaka gidip görün.
)
Uğur böceği
In Fotoğraflar on Mayıs 29, 2007 at 3:05 amİnsan bu böceğin arkasından hala çocuk gibi koşup bir şeyler diler mi?
Sanırım hala yapanlar var (ben)
)
Çocuk yanlarımızı çokta törpülemeye gerek yok diye düşünüyorum…
Zaten hayat yeterince bizi yetişkin olmaya zorluyor.
Bırakalım içimizde ki ufaklık,
papatyalardan tahminler yürütsün,
uğur böceklerini kovalasın.:)
Köşeye sıkışmış gibi
In Fotoğraflar on Mayıs 25, 2007 at 2:43 pmSimetri
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Mayıs 23, 2007 at 12:39 amGeometride ki simetri konusunu anlatmak biraz zor olur çocuklara, hangi çizgiyi nerden çekerse şeklin simetrisini yakalamış olacağını zor kavrarlar.
Bu kelebek bu simetri işinde zorlanmışa benzemiyor.
Acaba bu kelebek simetriyi deseninde yakalamak için kaç desinatör ve matemetikçi ile çalıştı…
Böyle düşündüğümüzde bir kelebekte bile yaratılma mucizesini görmemek elde değil sanırım…
Bu kareyi köyümüzde yakaladım; otların arasında öylece duruyordu.
Ne kadar büyük olduğu ise ağabeyim eline alınca daha iyi anlaşılır oldu…
Hoşgörü
In Fotoğraflar on Mayıs 18, 2007 at 1:53 pmÖzlemek…
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Mayıs 13, 2007 at 7:35 amBöyle bir takın altından geçince mi başlıyor her şey anne.
Beklemek, özlemek oralarda da hükmü geçen hisler mi?
Yoksa ebedi bir unutuluşa mı gömülüyor her şey sonunda.
Sen unuttun mu bilemem ama ben sonsuz bir özlemle boğuşuyorum ve seni çoook özlüyorum Annecim.
Tam altı ay oldu…
Sen gün be gün uzaklaşıyorsun benden ama bende erittiğim her dakika ile daha da yaklaşıyorum sana meleğim.
Şunu da bilmeni istiyorum ki sen hala benim en iyi dostumsun, peşini bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun…
Ee anne olana dek sanırım anneler gününden de pek hoşlanmayacağım.
Sebil
In Fotoğraflar on Mayıs 8, 2007 at 4:19 pmMevlana hazretlerinin türbesinde bulunan, çok manidar bir sebil.
En üstteki ufacık çanak Dünya’ ya ilk adım attığımız günleri temsil ediyor
Sonra evleniyoruz yanımızda eşimiz var artık…
Sonra çocuğu sembolize eden bir tane daha ekleniyor…
İşte çocuk yuvadan uçtu yine baş başayız…
Artık eşimizde yanımızda değil ve eskisi kadar küçükte değiliz…
Son laleler :(
In Fotoğraflar on Mayıs 4, 2007 at 3:24 amPrenses…
In Fotoğraflar on Nisan 28, 2007 at 11:00 amHuşu
In Fotoğraflar on Nisan 26, 2007 at 1:56 pmSeyirliktir,sorgulama:)
In Fotoğraflar on Nisan 25, 2007 at 2:58 amDüşün Bekle Seyret
In Fotoğraflar on Nisan 23, 2007 at 6:45 amKısmet
In Fotoğraflar on Nisan 19, 2007 at 3:01 pmDerinlik
In Fotoğraflar on Nisan 17, 2007 at 4:16 pmPencere
In Fotoğraflar on Nisan 16, 2007 at 7:36 amFotoğrafik açıdan eleştirilcek çok yönü var ama alelacele çektim:(
Ama dokusu çok etkileyici paylaşmak istedim.Arnavutköydeki metruk bir yalı…
Ve hatırlattığı şiir;
Pencereler
sabaha karşı mıydı bilmiyorum
belki de gece yarısı
bilmiyorum
odamın içindeydi yıldızlar
ve gece kelebekleri gibi
çırpınıyorlardı camlarınızda
ben onlara dokunmaktan çekinerek
açtım sizi pencereler
salıverdim yıldızları geceye
aydınlık sınırsız hür geceye
yapma ayların geçtiği geceye
Pencereler
pencereler
kırk evin penceresi odama girdi
ben oturdum birinin içine
sarkıttım ayaklarımı bulutlara
bahtiyarım
diyebilirdim belki
Ters Lale
In Fotoğraflar on Nisan 15, 2007 at 4:06 pmBu çiçeğin sanat tarihimizde mezar taşlarına nakşedilmesi açısından sembolik bir önemi olduğunu geçen yaz öğrenmiştim. Bugün de karşıma böyle kanlı canlı çıkınca paylaşmak istedim:)
Ters lale” yahut “Ağlayan gelin” çiçeği olarak adlandırılan bu çiçek Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ da baharda açan bir bitkidir. Osmanlı döneminde ölen genç kızların mezarlarına nakşedilirmiş.Hz. İsa çarmıha gerildiğinde Hz. Meryem’ in gözyaşlarıyla yetiştiğine inanılan bu çiçek, Asurlularda da her sabah göbeğinden su aktığı için “Ağlayan Lale” diye adlandırılmıştır. 1
Ayrıca bugünki bir sohbet esnasında da bu çiçeğin Mardin de yetiştiği ve ordan çıkarılmadığını öğrendim ama bunun kaynağı fotoğrafçı bir beyefendiydi sahihliği tartışılır…
1.Kaybolan Medeniyetimiz, s.32
Dostlar
In Fotoğraflar on Nisan 13, 2007 at 1:56 pmHuzur
In Fotoğraflar on Nisan 13, 2007 at 10:58 amBoyacı
In Fotoğraflar on Nisan 12, 2007 at 6:05 amBu şehir insana her zaman iç açıcı manzaralar sunmaz. Bazen de sizi bir anda ibretlik bir tablo ile göz göze getirir. Rızkının peşine düşenlerle karşı karşıya bırakabilir.
Belki İstanbul u cazib kılanda bu değil midir?
“Zira İstanbul, insanın cilalayıp parlatabileceği, kenarında ki fazlalıkları atıp, sivriliklerini törpüleyip birilerine hediye paketi içinde sunabileceği şehirlerden değil. İstanbul bu fuzuli kaygıların ötesinde; hem çok yaşlı, hem yaşsız.”!1
1-Araf s.323
Şebistan
In Fotoğraflar on Nisan 11, 2007 at 11:36 amİstanbul
In Fotoğraflar on Nisan 9, 2007 at 3:47 pm(Bu karede pazar günü objektifime takıldı bir de akşam güneşini yakalasaydık tadından yenmezdi:)
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…
Laleler
In Fotoğraflar on Nisan 8, 2007 at 7:10 amLalezar
In Fotoğraflar on Nisan 7, 2007 at 4:40 pmSizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Benim dengemi bozmayınız
Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Fotoğraf
In Fotoğraflar on Nisan 4, 2007 at 12:02 pmBu başlık altında yayınladığım fotoğrafların tamamı bana aittir.Yeni makinamla çekiyorum ve paylaşıyorum.
iyi seyirler:)
Pencereler
In Fotoğraflar on Nisan 3, 2007 at 12:20 pmaçık konuşma benimle
penceredeyim
ağzında gevele sözcükleri
söz sanatlarından devşir gülmelerini
yalnızım, cenderedeyim…
pencerem ağzıma bakar
ne zaman karlı bir akşam düşünsem
içime kırağın düşer
bir iç’e bir kırağı nasıl düşer bilmem
bilsem zaten şiir yazmam
Yılmaz Erdoğan



































































