En sevdiklerindendi, “Rindlerin akşamı“
“Münir Nurettin Selçuk söyleyecek ki dinleyeceksin” derdin.
Şımarıp ben söylemeye başlayınca,
gözlüklerinin üstünden şöyle bir bakardın “sus mahvetme şarkıyı” der gibi.
En sevdiklerindendi, “Rindlerin akşamı“
“Münir Nurettin Selçuk söyleyecek ki dinleyeceksin” derdin.
Şımarıp ben söylemeye başlayınca,
gözlüklerinin üstünden şöyle bir bakardın “sus mahvetme şarkıyı” der gibi.
Siz hiç sözlerinden bir kelime anlamadığınız şarkıda hüngür hüngür ağladınız mı? Sanırım iyi değilim, akşamdan beri Ermenice bir türküyü dinliyorum. İçime işledi artık. Sabah uyanırken kesin mırıldanıcam bu şarkıyı. Herşeyi şarkıya bağlamayalım şimdi ağlayasım varmış birazda.
Aslında ne olduğunu biliyorum;
İçimdeki “duygusal melankolik hanım” önceleri sabrediyor özlem duygusunu diğer küçük kadınların bastırmasına. Ama intikamı hep acı oluyor, en olmadık şekilde sahneye çıkıyor. Sözlerini anlamadığım bir şarkıda beni yakaladı şimdi.
Sevgili okuyucum,
Biliyorum varsın, yani istatistikler bunu gösteriyor. Yani ordan burdan rastlantı sonucu bile yolun düşmüşse bile bişey yazmadan gidersen bu nasıl okuyuculuktur. Ben havaya mı konuşuyorum burda. Merhaba de selam de yani varım de işte. Şimdi “bana ne ben demem çekinirim” diyosan, Allah seni bildiği gibi yapsın ne diyim.

Sizi bilmem, ben koşmaya karar verdim.
Öncelikle belirtmem gerekir ki, herkesin genç ölme şansı yok. İlk
kitabı yirmi bir yaşında Rumance yazdım: bundan sonra bir şey
yazmamaya karar vermiştim. Sonra bir tane daha yazdım, kendime yine
aynı sözü vererek… Kırk yıldan fazla bir zamandır bu komedi
tekrarlandı. Çünkü yazmak, ne kadar az olursa olsun, bana bir yıldan
ötekine geçmede yardım etti; zira ifade edilmiş saplantılar zayıflıyor
ve bir ölçüde aşılıyor.
*Bakalım uyuyana kadar (yaklaşık gece 1.30 oluyor) ne kadar post hazırlıycam
Biraz abidik gubidik olabilir postlar artık idare edin lütfen.
(normalde hayat memat meselesi oluyolar ya postlarım)
Yani “keyfiyet değil kemiyyet önemli” olacak benden söylemesi.

ordaymış gibi yapıp bi kola aldım şimdi.
sen de dene okuyucu “mış gibi” yapmak bile dinlendirici.

* Canım tikiler gibi konuşmak istiyor belki.
Şaka şaka istemiyo, gönül rahatlığı ile okumaya devam edebilirsiniz.
* Ben meğer ne güzel beddualar uydurabiliyormuşum, komik olasım var belki de.
Benden söylemesi bu tiki olmamdan bile vahimdir. Komik olmaya da çalışmıycam herkes rahat olsun.
Ben dün;
* Terfisine çocuk gibi sevinen, gülen bir adam gördüm.
* Çok uzun bir yol yürüdüm, çok kısa gibi geldi.
* İsimsiz kandil mesajı almaktan nefret ediyorum demişmiydim.
Bi zahmet sonuna isminizi ekleyin. Kimsiniz diye sormaya utanıyorum işte.
Örnek;
msj 1–Kandiliniz mübarek olsun
msj2 — Sizinde. isim neydi?
Güneş için.
not: Dışarı çıkmayacağım sanki, sonrada güneş için şikayete başlıycam.
İnsanoğlunu memnun etmekte zor. : )
Sevgili Oscar (Oskır),
Kitabını okurken, peyderpey sana yazdığım mektuba satırlar ekliyorum. Mektubu bitirmem kitabını bitirmemle eş zamanlı olacak gibi. Ve ben o kitabın son 17 sayfasını yaklaşık üç aydır okumuyorum. Neyse bunları boşverelim.
Dinle, bugün yolda yürürken yanımdan geçen bir takside yıllar evvel dinlediğim bir sezen şarkısını Tarkan’ dan duydum. Şimdi de onu dinliyorum. Bir zamanlar Tarkan’ı çok severdim, aslında hala severim de, “kıvırması” bizi ailecek derinden sarsıyor. Yani bi tek ben böyle düşünmüyorum geçenlerde Ali abimde aynı şeyi söyledi. Hep şu blogta Tarkan dan bahsetmeyi istemiştim kısmet işte, sana yazacağım blog-mektuba denk geldi.