Serefraz

Eylül, 2007 için Arşiv

bu da güzelmiş

In Müzik on Eylül 30, 2007 at 6:54 pm

pabuç

In Günlük gibi on Eylül 27, 2007 at 11:16 pm

img_4416.JPG

Hiç bir kıyafetimle uymayacağını bile bile şunları aldım ya.

kendimi tebrik ediyorum

Ama benimkisi uyumsuzluğun içindeki bir uyumluluk diyelim.

Çevirelim yanmasın. :)

rekor

In Güncel on Eylül 27, 2007 at 9:44 am

*Bugün gidip gelip post ekliycem.

Merak ediyorum bir günde maksimum post ekleme kapasitem kaç? :)

arşiv

In Uncategorized on Eylül 27, 2007 at 9:41 am

Arşiv önemlidir;

bir insanın hafızası ne demekse, bir milletin hafızasıda o demektir.

Arşiv kelimesi yabancı menşe li bir kelimedir  ve

Osmanlı döneminde Arşiv yerine kullanılan kelime “hazine-i evrak”mış.

İsminin değişmesi ona verilen değerinde değiştiğinin en büyük kanıtı aslında.

Osmanlı herşeyi ama herşeyi kayıt altına almış.

Şu anda sadece Başbakanlık Osmanlı arşivinde milyonlarla ifade edilen miktarda arşiv belgesi tasnif olmayı bekliyor.

Ama yetkililerin verdiği bilgiye göre Türk araştırmacılardan çok USA lı, İsrail li (ülkemizi çok sevdiğini ısrarla vurgulayan) araştırmacıların istilasına uğramış durumda. Eminim sevdikleri unsurları, bilgileri arıyorlar belgelerin içinde!!!

Bundan 15 -20 yıl sonra sayıları azımsanmayacak bir oranda bizim arşivlerimiz kaynaklı olarak yazılamış kitap, raflarında yer alacak.

Bizim üni hocaları ise genelde doçentlik ünvanından sonra arıştırma salonuna pek uğramazlarmış, ne acı değil mi?

*içimden geldi yazdım ve paylaşayım dedim.

evet

In Edebiyat on Eylül 27, 2007 at 3:40 am


Evet hatırladım
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa

C. Zarifoğlu

gül diye

In Uncategorized on Eylül 27, 2007 at 3:20 am

sadik.jpg

olacağı buydu…

In Edebiyat on Eylül 27, 2007 at 2:13 am

img_4413.JPG

Kitap karıştırmanın faydaları efendim;

içindekileri bildiğinizi sandığınız kitaplarda bile,

an geliyor yeni birşeyler yakalayabiliyorsunuz.

hadi iyi okumalar :)

bilmiyorsanız öğrenin!

In Günlük gibi on Eylül 26, 2007 at 11:31 pm

is.jpg

Efendim iş yerinizden o yılın gündem maddelerini görüşmek adına toplantıya çağırılırsınız.

Hep aynı olan! gündem maddeleri ile karşılaşmaya artık şaşırmamayı öğrenmiş ve paşa paşa dinlemeye başlamışsınızdır.

Maddeler tek tek müzakere edilir, herkes kendi fikrini beyan eder , gerekçelerini açıklar ve oylamaya geçilir.

O da ne oylamada sadece bir kelime söylemesi beklenen hoca arkadaşınız başlar anlatmaya

– ee biz seni az önce dinlemedik mi?

diycem ayıp olcak. Bana gelene kadar, bu cümleyi kurabilecek bir sürü ağır abi ve ablalar var.

Neyse bakılır ki,

birileri kafasında meseleyi çözememiş ve bir ara verilir.

Sanırsın on dakikalık arada hayat görüşümüz değişecek.

Read the rest of this entry »

yalancı

In Fotoğraflar, mutfak on Eylül 26, 2007 at 4:54 am

_mg_4392.JPG

Efendim bu tatlının özelliği tavuk göğsü olduğunu iddia etmesine rağmen,

öyle olmamasından ötürü isminin başına yalancı sıfatı almasıdır.

Neyse çok pratik yapılan bir tatlı olması Ramazan da sütlü tatlılar listesinde başı çekmesine neden oluyor.

Gelelim yapılışına;

6 bardak sütün içine 1,5 su bardağı şekeri ekleyip karıştırarak eritiyoruz.

(not: Çırpıcıyı hep aynı yöne doğru çeviriyoruz

niye diye sormayın yemek kursunda ki hocam öyle dedi)

Bu arada tencereye 175 gr margarini koyup eritiyoruz yağın tamamının erimeye yüz tutması ile birlikte 1 su bardağından

Read the rest of this entry »

eski ramazanlar

In Günlük gibi on Eylül 26, 2007 at 3:45 am

pencere.jpg

şimdi böyle cümleye başlayıncada yaşlıymışız gibi olacak farkındayım ama;

şunu söyliyeyim ki bu eski ramazanları yad etmenin yaşla başla hiç alakası yok.

ramazan deyince aklıma sahur gelir ve sahur için annemin yaptığı sütlaçlar ve hamur işleri.

Ve sahurlar pek bir renkli geçerdi her ne hikmetse.

Abim evinden bizim eve gelirdi hatırlıyorum.

Annem kaldırmaya kıyamamışsa eğer, Abim devreye girer kulağımın dibinde ayşegüüüül diye seslenmeye başlardı.

Read the rest of this entry »

isim

In Edebiyat on Eylül 25, 2007 at 10:26 pm

Çalıntı bir esame ile girdim onun hayatına. Ben artık yeni bir isim, yeni bir isim olduğuma bakılırsa yeni bir hayattım. Esamiden bozma bir kelime olan esame; kocaman ağır ve meşin ciltli lügatlere göre isimler demekti ve hayat dediğimde şunun şurasında bir deftere iz düşülmüş bir isimden başka neydi ki?

ne miydi?

el- cevap

Sebepleri önce yazan ve sonra yaratan Tanrı, Adem’ e önce isimleri öğretmişti de hayatları sonradan vermişti.Ki Adem bildiği isimlerle meleklere üstün kılındı, bir sürgünün ardından onlarla tevbe kıldı, onlarla secde kıldı. İsimleri, varlıklarının beyanıydı çünkü. İsim hayattan evveldi. İsim sebebti. İsim her şeydi.

N. Bekiroğlu

çocuklar bir alem

In Günlük gibi on Eylül 25, 2007 at 9:35 pm

Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan çocuklar büyüklerin değil kendi kafalarının, çocuk dünyalarının tanımladığı, büyük bir güven duyup, büyük bir umutla bağlandıkları “tanrı”ya bir dolu mektup yazmışlar. E. Marshall ve S.Hample adındaki iki yazar da bu mektuplar arasından seçtikleri mektupları derleyip bir kitap çıkarmışlar. Çoğu inanılmaz saflık ve çoğuda ciddiyetle kaleme alınmış mektuplar. Lütfen bunları sadece küçük çocukların masumluğu ve iyi niyetiyle yazdığını unutmayın.Dini bir art niyet aramayın lütfen.)

–Sevgili tanrı, geçen hafta Newyork’a gittiğimizde Saint Patrick Kilisesini gördüm, bayağı güzel bir evde oturuyorsun. (Frank)

–Canım tanrım, kucaklaşmayı sen mi buldun? Çok güzel bişey. (Brenda)

– Şu her gün ezip durduğum karıncaların umarım sence bir önemi yoktur. (Alis)

–Eğer hiç kimse bilmeyecekse, iyi olanın ne yararı var. (Mark)

–Doktor olmak istiyorum ama o aklına gelen nedenden değil. (Fred)

–Sevgili tanrım, hıncımı aldım. Teşekkürler. (Raymond)

sürpriz

In Günlük gibi on Eylül 25, 2007 at 8:44 pm

ya ben sürprizleri özlemişim

teşekkür ediyorum, çok iyi geldi.

Elhamra

In Güncel on Eylül 25, 2007 at 12:38 am

Kırmızı rüyaların yegane sahnesidir Elhamra, desek abartılı bir ifade olmaz onun için.

Yapımında kullanılan kırmızı tuğlalar onun hülyalı olan yapısını iyiden iyiye güçlendirmiştir.

150 yıl gibi bir sürede inşa edildiğini bildiğim bu sarayın ne zaman adı geçse,

gözümün önüne binbir gece masallarınında etkisi ile büyük pencerelerinden dışarıya tüller uçuşan, içinde şiirler okunan, masallar anlatılan efsunlu bir yapı gelir.

*Aslında Endülüs e dair daha uzun bi yazı hazırlamakta fayda var

sıradakiler

In Kitaplık on Eylül 24, 2007 at 9:05 pm

ideal

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Eylül 24, 2007 at 12:18 am

[Ayşegül - Üsküdar]

su

In Edebiyat on Eylül 23, 2007 at 11:55 pm


“Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
ihtiyât ilen içer her kimse olsa yara su”

“yaralı gönlüm senin peykanından korku ile bahseder

her kim yaralı olsa suyu ihtiyatla içer”

-yaralı olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi benim yaralı gönlümde senin ok temreninin (kirpiklerinin) sözünü korkarak

söyler-

–Fuzuli- Su Kasidesi–

yarı yarıya

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Eylül 23, 2007 at 4:40 am

Bütün bunlar ne için

düşündükçe anlıyorum

herşey paylaşmak için

acı sevinç kızgınlık heyecan

her ne varsa paylaşmak ister insan.

Blogcular daha iyi bilir bunu.

Read the rest of this entry »

farklı bir bakış

In Edebiyat on Eylül 23, 2007 at 4:21 am

[Ayşegül- 129 T]

kıskanç olarak, dört kez acı çekerim:
kıskanç olduğum için,
kıskançlığımdan dolayı kendimi suçladığım için,
kıskançlığımın ötekini incitmesinden korktuğum için,
bir bayağılığın beni tutsak etmesine boyun eğdiğim için: dışarıda bırakıldığım, saldırgan olduğum, deli olduğum ve sıradan olduğum için acı çekerim.
barthes

ortodontik bi durum

In Günlük gibi on Eylül 23, 2007 at 3:48 am


İlkokul 3. sınıftan beri periyodik olarak diş hekimine giden bir vatandaşım.

Tabi o zamanlar götürülüyordum. Küçük yaşta muhatap olmanın verdiği rahatlık olacak ki diş hekimleri ile aram hep iyi olmuştur. Ben onları severim onlarda beni (lise 2 de de diş hekimi olmayı bile istemiştim bi ara)

Neyse konuyu dağıtmayalım, o zamanlar üst dişlerimdn birinin çarpıklığının giderilmesi için eğer istenirse tel takabileceğim söylenmişti.

Read the rest of this entry »

bu da yeni huy

In Günlük gibi on Eylül 22, 2007 at 3:33 am

[simulakra-Fotokritik]

Son birkaç yıldır böylede bir huy edindim.

İnsanlara isimlerini sormadan evvel;

zihnimden ona en uygun ismi veriyorum ama bunu çoğu zaman istem dışı yapıyorum.

Bazılarında da ismini öğrenmemde birşeyi değiştirmiyor ben ona uygun bulduğum isimle hitap ediyorum.

Merak ediyorum neye göre karar veriyor bilinçaltı,

Read the rest of this entry »

fıstık ezmesi

In Günlük gibi on Eylül 22, 2007 at 2:36 am

Lütfen bunu şu yerfıstğından yapılanla karıştırmayın.

Bu halis muhlis antep fıstığından yapılanı.

Yemeğe doyulmayan bir lezzet bu,

çikolatanın mutluluk hormonu salgıladığını söyler dururlar ya,

bir zahmet araştırsınlar aynı etki bunda 3 e katlıyordur.

*Aslında bu tarz yiyeceklerle ilgili post hazırlamama kararı almıştım ama net e girme lüksüne sahip olan insanların ulaşmakta zorlanmayacağı tatlar bunlar diye düşünüp paylaşmak istedim.

es deli rüzgar bugünü götür

In Müzik on Eylül 21, 2007 at 5:02 am

öykü

In Edebiyat, Günlük gibi on Eylül 21, 2007 at 4:40 am

bebek.jpg

Soğuk bir kış günüydü, hemşirenin kolunun ucuna iliştirilmiş düştü düşecek bir halde yeni doğan servisine getirildim.
Yeni dünyama, hemşirenin kolu ile vücudu arasındaki boşluktan şöyle bir göz attım.
İşte tam orda gördüm seni ilk.
Sanki yıllardır orda hayatını idame ettiriyormuşcasına alışık tanıdık hatta biraz umarsızca sen de bana baktın.

-Bu da nerden çıktı şimdi diyor gibi bir halin vardı.

zihnimi bir an için meşgul ettin,fazla uzamadı senle ilgili kurgu.
Malum alışmam gereken bir dünya vardı önümde, bir kişiye takılıp kalamazdım.
Öncelikle -birazda mecburen- tavanı inceledim, sıkıldığımda mızırdandım.
Saolsun biraz yan yatmam gerektiğine karar veren hemşire hanım,
hayatında ilk kez bir bebek seviyormuş gibi hevesle önce beni kucağına aldı
omuzuna yatırdı. Bir süre öyle durduk.
İlk orda öğrendim sarılmak kucaklaşmak rahatlatıcıdır, bu bir bebek bile olsa.
Read the rest of this entry »

di mi ama?

In Günlük gibi on Eylül 21, 2007 at 4:08 am

uyku.jpg
–uyuyakalmış olabilirsin, pencereyi kapat di mi ama?

–tamam pencereyi açık unuttun. Her yerin ışığı yanıyor (sanırsın evde paşa nın düğünü var) kalk onları kapat di mi ama?

–uzanma mesafesinde örtünecek bir şeyler bulundur, uykulu kalkmak ne kadar zor,(kırk kere tecrübe ettin) di mi ama?

–tamam uyuyakaldın, babana çaktırma di mi ama?

–uykun geldiğinde bunu kendine itiraf et, orda burda sızıp kalma işte
di mi ama?

kürk mantolu madonna

In Uncategorized on Eylül 21, 2007 at 12:57 am

…Halbuki o hiç fevkalade bir adam değildi. Hatta pek alalade, hiçbir hususiyeti olmayan hergün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimizinsanlardan biriydi. Hayatının bildiğimiz ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir cihet olmadığı muhakkaktı. Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: “acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? hangi mantık hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?”
Fakat bunu düşünürken o adamların yalnız dışlarına bakarız; onlarında birer kafaları, bunun içinde isteselerde istemeselerde birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç alemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. Bu alemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile, bu meçhul alemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur…

Sabahattin Ali

nazım hikmet

In Edebiyat on Eylül 21, 2007 at 12:04 am

ayrilik.jpg
ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın
arasında
onu oraya sen koydun
bir taş kuyunun dibindeki suydu
bakıyorum eğilip
bir koca kişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
sesleniyorum
seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
ayrılık masanın üstündeydi cıgara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cıgaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu tüy gibiydi
diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın ağırlığı yoktu ama
kendisi vardı
vakıt hızla ilerliyor gece yarıları yaklaşıyor bize

masal delisi

In Günlük gibi on Eylül 20, 2007 at 1:19 am

masal.jpg

çok hayalperesttim küçükken
hayal gücüm bir umman gibiydi kurardımda kurardım
küçük kafamın içinde bir sürü masallar efsaneler boy ölçüşürdü.
bir kısmı tamamen benimdi, bir kısmıda annemin anlattığı masal bozması hikayelerdi.
bazen uydurduğum hikayenin kahramanı olup gerçekle hayali ayırt edemezdim sanırım.
Read the rest of this entry »

In Müzik, Uncategorized on Eylül 19, 2007 at 11:28 pm

simurg

In tasavvuf on Eylül 19, 2007 at 10:50 pm

Günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelirler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri vardır. Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir.

Hüthüt söze başlar ve Hz.Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söyler. Ama, hiç bir kuşun haberlerinin olmadığını, herkesin padişahının daima Simurg olduğunu belirtir. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatır. Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. Kuşların hepsi de Simurg’un sözü üzerine yola revan olurlar…

Ama, yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varınca “kendilerince geçerli çeşitli mazeretler söylemeye” başlarlar. Çünkü, kuşların gönüllerinde yatan asıl hedefleri çok daha basit ve dünyevî’dir (!) Örnek olarak, bülbülün isteği gül; dudu kuşunun arzuladığı abıhayat; tavuskuşunun amacı cennet; kazın mazereti su; kekliğin aradığı mücevher; hümânın nefsi kibir ve gurur; doğanın sevdası mevki ve iktidar; üveykin ihtirası deniz; puhu kuşunun aradığı viranelerdeki define; kuyruksalanın mazereti zaafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki Yûsuf; bütün diğerlerinin de başka başka özür ve bahanelerdir.

Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar verir. Simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatır.

Hüthüt söz alır ve şunları söyler. Söyledikleri, ayna ve gönül açısından ilginçtir:

Simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu?
Simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu?
Burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür.
Simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir.
Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatımız kalmadı.
Onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil.
O, yüce lûtfuyla bir ayna icad etti.
O ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!

Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulurlar.
Read the rest of this entry »

mehmet akif ersoy

In Edebiyat on Eylül 19, 2007 at 7:56 pm

mehmetakfersoyjm4.jpg
Fatih Medresesi müderrislerinden İpekli Arnavut Tahir Efendi’nin oğludur.
1873 yılında İstanbul’da doğdu, 27 Aralık 1936 yılında aynı kentte vefat etti
Read the rest of this entry »

hayal

In Uncategorized on Eylül 19, 2007 at 2:27 am

bir bebek arabasının içinde sızmış bir bebek olmak istiyorum ya

nedir ya?

In Güncel on Eylül 18, 2007 at 1:20 am

Pazartesi günlerinin sendromlu geçmesi üzerine yapılan sohbet bir zorunluluk mu?
veya okulların açılması ile trafiğin yoğunlaşacağı üzerine geçen konuşmalar.

Biz modern çağ insanları artık kendimize taze ve daha çarpıcı
yakınacak konu başlıkları bulsak nası olur.

Hayır ben iş olsun diye bu sohbetlere ortak olmaya doydum da.

artık yeni şeyler söyleme zamanı
var mı yakınacak konusu olan?

itiraf saati

In Günlük gibi on Eylül 16, 2007 at 2:54 am

sevgi.jpg
[selin-grafikerlik.wordpress]

Dün hasta olduğunu öğrendiğimde içim sızladı derler ya
-işte öyle
oldum. Ablam gibi hemen gözlerim dolmuyor,
belki anne olmadığımdandır merhametimin hemen coşmaması.
Ama ben ondan daha fazla üzüldüm. (walla)
Hani sen dersin ya benim ilk aşkım teyzemdi diye
-O bize yemek yedirir oyun oynatırdı köyde
diye cümleye başlarsın,
sonrada
-ben o zamanlar 5 – 6 yaşındayım ve teyzeme aşıktım diye bu sohbet başlar.
Bende sana hep
-benim ilk sevdiğim erkekte sensin abi
demeyi düşünüp dururum.
Ama inanmışız bi kere söylenmeyen söz daha kıymetlidir diye.
Sen askerdeyken yolladığın mektupları alıp kimseye vermezmişim
annemle ablam bunu anlatır dururlar.
bak bu sevgi üç yaşında bile değilken başlamış var sen hesap et.

*abi bu yazıdan sonra artık bana istediğim lensi alırsın di mi
şaka :)
Ve çabuk iyileş Pazar keyfimiz kaçmasın olmaz mı?
Hatta mümkünse hastalanma ve ölme…

reklam yapmayı bilmiyorsanız zorlamayın kendinizi

In Günlük gibi on Eylül 15, 2007 at 11:56 pm

Koçtaş reklamı yayından kaldırılsın

-hazır eliniz deymişken Eyüb ün göbeğine açılan kültür!!! çadırınıda kaldırın olmaz mı?

Bu belediyenin kültür anlayışı beni öldürüyor.
Kıyafet dahil ıncık cıncık, abuk sabuk ne varsa satılan bir çadırı böyle bir semtin ortasına kuruyor,
yetmiyor isminide kültür çadırı koyuyor.
Böyle çadır kalabalığı istemiyoruz bu semtte,
burayı sadece esnafın bayram edeceği bir kalabalıkla doldurmayı başardığından
kendilerini başarılı da sayıyodur şimdi bunlar.
La havle…

iyice öfkeli şirin moduna bağlıyorum
şu semt kültürü konusunda.

Strateji

In Günlük gibi on Eylül 15, 2007 at 12:49 am

age-of-empires-3.jpg

Efendim ne iyi bir oyundur biliriz.
Lise sonun yazında strateji oyunlarına iyice kaptırmıştım.
tabi 3-4 saat ekrana bakınca;
annem odaya girip çıkıp söyleniyodu.
-gözlerin bozulcak
-kan çanağına döndüler
şu bu bitmiyodu.
neyse oturdum anlattım
-anne ancak 2 saatte oyunu kuruyorum
sonra savaşabiliyorum ve yeni topraklar kazanıyorum
annem şöyle bi dinledi dediklerimi
Bi kaç gün sonra odaya girip

-ne o Çanakkale boğazını geçebildin mi?
demişti. :)

hatıra

In Uncategorized on Eylül 14, 2007 at 11:20 pm

İkaz

In Uncategorized on Eylül 14, 2007 at 6:33 pm

sen beni bilirsin anlatmama gerek yok
ama bi şeyi hatırlatmak istedim
şimdi biliyorum ki beni teravihe çağıracaksın
hemde şu hatimle kıldıran camiiye gidelim
diyeceksin büyük ihtimal
e bende mırın kırın edicem
-yoruluyorum
-uykum geliyo
-afacanlar basıyo beni diye
bahaneler öne sürücem
sen sakın gözümün yaşına bakma
döve döve beni camiiye götür olur mu?

Biliyorum şimdi hatim için cüzde dağıtılacak.
Ben onada itiraz edicem
-ya ben yavaş okuyorum
-30. cüz kalmadı mı (namaz surelri olan)
gibi abuk sabuk cümleler kurucam.
Bak bu konuda da sonuna kadar yetkilisin
bi tane patlat ağzıma…

yoksa ben başka türlü bu şeytanla başa çıkamıycam
benim şeytanım kesin fazla mesai yapıyo kesin

is te mi yo rum

In Günlük gibi on Eylül 14, 2007 at 3:48 am

ben şahsen davul cu mavulcu istemiyorum ramazan da
geçmesin bizim sokaktan,
zaten geçmesi bir şey değil
onun heyecanına kapılan bütün otomobil alarmlarıda ona eşlik ediyor
istemiyorum,
bir sürü ramazan geleneği var hepsini yerine getirdinizde
bir bu mu kaldı
kalsın efendim kalsın davul da kalsın
tamam illa bi müzik aleti ile uyandırılacaksak ben keman istiyorum
bulun kemancıda çalsın bakalım

*oruç bana iyi gelmiyor galiba

filmin hatırlattıkları

In Günlük gibi on Eylül 14, 2007 at 1:23 am

dream.jpg

–yaşadığımız dünya hayal mi gerçek mi söylemek zor*

Lisedeyken bi ara şöyle bir düşünceye kapılmıştım
herşey olmuş bitmiş ve
biz sürdüğümüz hayatları şimdi seyrediyoruz ama yaşadığımızı sanıyoruz
bu kanaate varmama sebepte kuran-ı kerimde kıyamet sahnelerinin geçmiş zaman fiiili ile anlatılmasıydı sanırım.
dejavu da bu düşüncemi destekliyordu
o dönem zaten sürekli dilimde
–aa ben bunu bi yerden hatırlıyorum
ben bunu görmüştüm gibi cümleler vardı…

bak bak nelerde düşünürmüşüm sonra normalleştim gitgide :)

*Bin-jip filmi kapanış cümlesi

*

In Günlük gibi, Uncategorized on Eylül 13, 2007 at 5:42 pm

i_m_tired_by_tigru.jpg

kolaylık

In Uncategorized on Eylül 12, 2007 at 2:53 pm

thumb2asp.jpg
Bu terlikleri giyiyorsunuz ve siz hiç zahmet etmeden terliğin altındaki mikro fiber parçacıklar yerdeki tozu,pisliği topluyor.Ev işinin büyük bir kısmı böylelikle halledilmiş oluyor.Bir düşünsenize,evdeki herkes bu terliklerden giyse herhalde yerleri hiç temizlemek zorunda kalmazsınız. :)

Mikro fiber parçacıklar sadece tozu almakla yetinmiyor;örneğin evde köpek besliyorsanız onun kıllarını da aynı zamanda topluyor ve yerlerin kirini de temizliyor.

Üstelik bu akıllı terlikler yerleri de çizmiyor.Parkeler çizilecek diye dert etmenize de gerek kalmıyor böylelikle.

Tabii akıllı terliklerin düzenli olarak temizlenmesi,etkisini her daim korumasını sağlıyor.Yapmanız gereken onları sadece çamaşır makinesine atmak! (Başka çamaşırları beraberinde atmadan tabii ki :)

bizimkiler

In Uncategorized on Eylül 12, 2007 at 9:01 am

_mg_4164.jpg

Geçtiğimiz gün kışlıklar yazlıklar yer değiştirirken bunlara rastladım.
Ne kadar uzun süredir ben bunları görmemişim diye içimden geçti.
Tanıştırayım.Şu iki aslan;
benim 13. yaşgünü hediyem, uzun süre onları giydim.
yanındaki pembeli olan bebek;
sanırım yasemindi ismi, abimin hediyesiydi.
Şimdi yapmıyo ama bir zamanlar yürüyüp şarkı söyüyodu.
En sevdiğim Donald duck;
bak paşa paşa oturur.
-öyle yürürüm takla atarım iddaaları yoktur.
Zaten iddalıların hali malum
benim bikaç günlük çalışmam sonucu yürüyemez oluyorlardı :)
o gördüğünüz kedi,
belkide en sevmediğim,
benim kedilere karşı pek muhabbetim yoktur da.
İşte evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir zamanlar biz bunlarla haşır neşir olurmuşuz.
Şimdi mi?
Efendim şimdilerde kendimize başka oyuncaklar bulduk.
Hem daha pahalı hem kolayına bozulmayan.
sabah sabah aklıma geldi yazıyım dedim…

ismi yok

In Edebiyat on Eylül 11, 2007 at 11:26 pm

sapka.jpg
inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum.
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu büyük türk şairi ben
-ve emir “kun” diyor; doğuruluyorum-
“bu ülke”den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
bana bir öpücük verin yoksa şair öleceğim
ik dildar tohum ekecek sözüme yoksa
ve bir dizenin tan yerini ağartamsıysa
ellerini tutarım ki kudurtucudur.ellerin
bunun için gözlerinin meryem hali sevgilim
gözlerinin meryem hali gerçek yurdumdur
ki zuhrettiğinde ilk formuyla isa yeniden
ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorumdur.

ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
lazım gelen gülleri göğsüme gömerek
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken bir film de görmüştüm!

M. Ünlü

pratik pasta

In mutfak on Eylül 11, 2007 at 10:50 pm

_mg_4033.jpg
_mg_4036.jpg

img_4070.jpg

Yine mutfaktayım işte
niyeti bozdum bu kez pasta yapıcam

*şimdi ismini böyle verdik diye lütfen emeğimizi küçümsemeyin.

Öncelikle kedi dili adı verilen bir bisküvi var bunu bulmanız lazım ben buldum ve sonra tepsiye dizdim (şekil 2)
Sonra 1/1 ölçü ile hazırladığım üç paket kremşantiyi birinci katın üstüne sürdüm
e sonra ikinci kat bisküvi
sonra yine kremşanti
evet geldik sona en üstede
paketin üzerindeki tarife göre hazırladığımız çikolata sosunu döküyoruz.
vaktiniz varsa normal kısımda aceleniz varsa
(ki benim vardı) derin dondurucuda bekletip servis yapabilirsiniz
afiyet olsun efendim :)

Gümüşhanevi

In tasavvuf on Eylül 11, 2007 at 10:10 pm

tree2.jpg

Ondokuzuncu yüzyıl gibi Osmanlı Devleti�nin çalkantılı, buhranlı bir devrinde yaşamış olan Gümüşhânevî hazretleri; tarikat anlayışı, tekkesi, irşad hususiyeti, bir milyondan fazla müridi, padişahlar nezdindeki nüfûzu, tasavvuf, fıkıh ve hadise dair eserleri ve dünyanın çeşitli bölgelerine gönderdiği yüz on altı halifesiyle günümüzde de halen canlılığını muhafaza eden bir tesir ve şöhrete sahiptir.

Onun bu ilmî seviyeye gelmesinde etkili olan hocalarından Şehri Hafız Muhammed Emin el-İstanbulî ilk önce Abdullah-ı Mekkî (k.s.)den hilâfet aldığı halde daha sonradan Ervâdî (k.s.)den Hâlidî Tarîkatı üzere irşad icâzeti alan talebesi Gümüşhânevî (k.s.)ye intisab etmiştir.

Gümüşhânevî’nin tarîkat ve tasavvuf anlayışında ferdî planda kâmil insanlar yetiştirme hedefi gözetilirken, ictimâî hayatın da asla ihmal edilmediğini görüyoruz. Esasen Onun tarikat faaliyeti ve tasavvufî eğitimle ulaşmak istediği asıl hedef fikriyle, îmanıyla, ahlâkıyla kemâle ermiş, şuurlu müslümanların oluşturduğu ideal bir toplum ortaya çıkarmaktır. O’nun Bâb-ı Alî’nin ta m karşısında yer alan, metruk bir camiyi ihyâ ederek, idare merkezine böyle yakın bir yeri tekke olarak seçmesi bu anlayışın bir tezâhürüdür. Toplumun istikametini tayin etmek, büyük ölçüde idarenin insiyatifini ele geçirmeye bağlıdır. Gümüşhânevî hazretleri de ehemmiyetli bir mevkiyi tekke olarak seçmiş, devlet idaresine yön verici bir irşad siyaseti ile hareket etmiştir.

Kendi zamanında hem bir tekke, hem de bir dârü’l-hadîs hüviyeti kazanan dergahına Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, Sultan II. Abdülhamid ve daha bir çok devlet adamının zaman zaman gelerek sohbet ve derslerine iştirak etmeleri, müridleri arasında Arap Mehmed Ağa, Erkân-ı Harb livalarından Münib Bey, saray doktorlarından Emin Paşa, Reîsü’l-Ulemâ Tikveşli Yusuf Ziyâeddin Efendi gibi zatların yer alması, Onun ne derece etkili ve hürmet edilip sözü dinlenen bir şahsiyet olduğunu göstermektedir.

II. Abdülhamid ile hususî bir yakınlıklarının bulunduğu özel istişare ve toplantılarının olduğu da bilinmektedir.

Süleymeniye Camii haziresinde medfundur eşi ve kendisi.

Bunları niye mi yazdım
merak ediyodum
daha önemlisi bildiğimi sanıyordum

yangın duası

In Güncel on Eylül 10, 2007 at 9:30 pm

colorless_11.jpg

1.perde
İlk perde henüz anlamış değilim.
umarım devamında anlarım.
Yoksa Berkun Oya dan anlatmasını istiycem.
2.perde
Ölüm bir başlangıçta olabilir, sonuçta.

(Bi seyirci)

Her doğum bir ötenazi hakkı vermeli insana,
her doğan en az bir kere ölebilmeli,
koyu karanlıkta ve en çok ben isteyince gelmeli ölüm.
Bana ölemediğimi tekrar gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

(Bir diğeri)

Hayatta kalmak hiç bu kadar ürkütmemişti.
Sonu olan birşeyden korkmaktansa,
sonsuzluktan korkmak daha doğru değil mi?

(Bir diğeri daha…)

İlginizi çektiyse bu sezon düşünün derim.
Kendi fikrimi yazmıyorum.

fena-fillah…

In Uncategorized on Eylül 10, 2007 at 1:16 am

(…)

öylesine

In Uncategorized on Eylül 9, 2007 at 4:48 pm

raid lütfen

In Uncategorized on Eylül 9, 2007 at 12:52 pm

spiderman_by_peerro.jpg

örümcek adamdan nefret ediyorum
ben böyle nefret ediyorum ya
geçende komşunun oğlu örümcek adam kostümü giyip gelmiş atlayıp zıplıyo
töbe töbe
kırtasiyelik malzeme almak için büyük oyuncakçılardan birine gittim
Allah ım her yerde o
kalemtraşın üstüne bile sığdırmışlar ağlarını ve kendisini
-la havle çekip pucca lı bi kalem aldım.
ama burdan söylüyorum
ramazan falan demiycem
tenhada yakalarsam raidle icabına bakıcam

üşümek

In Uncategorized on Eylül 9, 2007 at 1:21 am

feel-cool.jpg

–üşüyorum ya! çabuk alalım çayı

–üşüyebiliyo musun? bu güzel,

orhan veliyi bu havalar, beni de senin bu felsefik cümlelerin öldürüyor :)

teknoloji -büyüklere oyuncaklar-

In Uncategorized on Eylül 9, 2007 at 12:22 am

samsung.jpg

samsungekrn.jpg

eten_m700.jpg

dopod_m700_1.jpg

adamım bu küçük işlere ben bakarım

In Uncategorized on Eylül 8, 2007 at 11:30 pm

mes’ele-si olan bi dergi

In Edebiyat on Eylül 8, 2007 at 11:20 pm

mesele-001.jpg

iyi ki doğdun

In Güncel on Eylül 8, 2007 at 4:09 am

virus.jpg

ilk virüs 25 yaşında…

“internetin kullanılmaya başlamasıyla dünyanın korkulu rüyası haline gelen bilgisayar virüslerinin ilki, 25 yıl önce bir lise öğrencisi tarafından arkadaşlarına “küçük bir şaka” için yazıldı.

Microsoft işletim sistemi kullanan bir bilgisayara ilk virüs 1986’da, Pakistan’da iki kardeşin şimdi “Brain” (beyin) diye adlandırılan bir boot sektör programı yazdıklarında bulaştı.İnternet kullanımının yaygnlaşmasıyla birlikte virüslerin yayılması için ideal yöntem ortaya çıktı: e-mail, yani elektronik posta.”

aforizma

In Uncategorized on Eylül 8, 2007 at 3:58 am

İçindekileri bilmem,
Anahtarım yok.
Söylentilere inanmam,
Çünkü aslına bakılırsa, o benim

h. sonu programı

In Güncel, Uncategorized on Eylül 8, 2007 at 3:55 am

Eski Galata Köprüsü
design.jpg

yarın gidilebilir.

http://www.istanbuldesignweek.com/

Sabancı müzesi
habersiz.jpg

Sonra olabilir, 1 kasım a kadar sürecek nasılsa.

Sinema
otel.jpg

tarantino filmi seretmeye dayanabilecek bir arkadaş ayarlanıp, gidilmeli

ferdi

In Günlük gibi on Eylül 7, 2007 at 11:00 pm

_mg_1670.jpg
[Ayşegül- Konya]
Konya’nın arka sokaklarından birinde önüme geçip önlüğü uzattı.

konuşmadı baktı yalnızca.

Anlaştık sanırım

ben önlüğü aldım “O” da poz verdi…

İsimler önemlidir, sordum; “Ferdi” dedi.

anahtar

In Uncategorized on Eylül 6, 2007 at 11:32 pm

sessiz-ce

In Günlük gibi on Eylül 6, 2007 at 9:23 pm

sessiz-ce.jpg
az önce yanından geçtim yine
farkına vardın mı bilmiyorum
seninle ilgili bir çok şeyi bilmediğim gibi bunu da bilmiyorum artık.
ağzımdan birkaç kelime döküldü
aslında fısıldadım kendi kendime -seni ne kadar özlediğimi-
sahi ne kadar?
bak bunu da bilmiyorum.
kendimi bırakıyorum hayatın hengamesine
bak yanlış anlama bunu bilerek yapıyorum
yani bilinçli.
ramazan geliyor yavaş yavaş
ama ben hiç heyecanlanmıyorum
Ramazan’la birlikte gitmiştin bu evden
O geldi yine, ya sen?

daisy

In Günlük gibi on Eylül 6, 2007 at 12:00 am

golden-retriever.jpg

*Kızmaya gelmez, doğal yüz ifadesi zaten yeterince eziktir. kıyamazsınız

*standart bi köpekten beklenen güvenliği sağlama ondan beklenmemeli, hırsıza bile kuyruk sallayacak kadar şımarıktır.

*eğer havlıyorsa anlayın ki ciddi anlamda bir şeyden korkmuştur, yoksa mızmızlanma sesi dışında ses çıkarmaz.

*avlanmak üzere yetiştirilmiş olan atalarının genetik şifresi bu günkülerde pek hissedilmiyor varsa yoksa oyun ister

*onu seviyosanız sevmeye devam edin o bunu hak ediyo

*eğer bir golden retriever beslemediyseniz köpek besledim demeyin olmaz mı?

boğa

In Güncel on Eylül 5, 2007 at 9:06 pm

_mg_3529.jpg
[ayşegül-ahır]

*songül bu malumun olduğu üzere boğa değil kendisi yoktu eşini çektik.walla bişey ima etmiyorum :)
ya böyle yorumlar yazıp durma kardeşim havaya giriyorum, kendimi özel önemli hissediyorum yaff :)
artık eskisi gibi konuşamıyor musun? muhatabın bende değilim ya ondan dilin çözülmüyordur diycem yine abartmış olucam
demedim say ;)
sohbetini de senide özledim…

not: buradan başka bloglarda gidip yorum yazma yaw (latife)

*al bu da gül diye…

Bunun var ya, insan beynini yormaktan başka bir şey yaptığı yoktur. Orda burda arkanızdan atar tutar. Hele de size karşı ilgisi var ve siz ona karşı kayıtsızsanız yandınız demektir. O zaman her şey beklenir bundan. Yerin dibine sokar sizi. Artık saçınızı başınızı mı yolarsınız, sinirden alkole mi başlarsınız, o sizin tercihiniz. Melek yüzlü şeytandır bu boğalar. İntikamcıdır. Hayatta pek bi halt olmazlar. Ailelerinin durumu iyi değilse vay hallerine. Her şeye löp diye konmak isterler. Çok param olsun, en güzel sevgili benim olsun, olsun, olsun, olsun…. Kendini dünyanın merkezi sanır. Sizden çıkarı varsa sizden iyisi yoktur bunlar için. Genelde evde kalmışların burcudur. Ya evlenmezler, ya da geç evlenirler. Zaten kim ne yapsın bu uyuzları. Erkenden mezara sokar sizi. Bunun tek boğalığı burcunun ismidir. Aslında akreptir bu akrep.

başak

In Güncel on Eylül 5, 2007 at 8:18 pm

img_3355.jpg
[ayşegül-Poyralı]
Hemen hemen her şeye kolayca uyum sağlar. Çünkü başka türlü ortam yapamaz, çevre genişletemez. Sırf çevresindekiler eksilmesin diye kendi fikirlerini savunmaktan korkar. Zaten kim karşısında her söylediğine he diyen bir tip istemez ki. Bunun en sinir bozucu huyu, insanlarla konuşurken onların, rahatsız edecek kadar gözlerinin içine dik dik bakmasıdır. Genelde efendi takılır. Ama içten içe her türlü çılgınlığı yapmaya meyillidir. Şıpsevdidir, sessizdir, kuruntuludur ve genelde dalgındır. Sizinle konuşurken çoğunlukla kafasından başka şeyler geçer. Yaptığı iyilikleri en ufacık bir hatanızda her an başınıza kakabilir. Fazla alaturkadır. Ayrıca saplantılı tipin tekidir. Şıpsevdiliğine rağmen birine kafayı taktığı zaman karşısındakini bayana kadar zorlar. ilişkilerinde romantik olmaya çalışır. Ama bir süre sonra can sıkar. İçmeyi pek bilmez. Hele de morali bir şeye bozuksa ki, genelde bir şeye bozuktur, içmeye gidilecek en son kişidir. Hadi iyi niyetiniz size bir halt etti ve gittiniz, o zaman yanınızda onu bir nebze susturmak için bir bant bulundurun. Normalde pek konuşmayı ve diyalog kurmayı bilmeyen bu şahıslar, içtiklerinde yerdeki taşla bile konuşurlar. Onlar için yarın değil, bugün önemlidir. Genelde karakteri oturmamış kişilerdir.

inceden bir müzeyyen abla…

In Uncategorized on Eylül 5, 2007 at 12:50 am

bi de bu var

terazi

In Günlük gibi on Eylül 4, 2007 at 11:10 pm

terazi.jpg
Mıy mıy terazi, dır dır terazi, ıyy bu var ya bu bıdı bıdı konuşur. Soğuk nevalenin tekidir. Bunu en çok kendisi sever, sonra annesi, sonra varsa teyzesi… sonra, sonra bunu kimse çok sevmez. Canınız sıkıldığında en son arayacağınız kişi olmalıdır. Çünkü sizin ufak bir moral bozukluğunuzu dahi depresyona kadar götürür. Kafasını her şeye takar. Gelgit akıllının tekidir. Bir gün size çok yakın davranır, ertesi gün bir bakarsınız suratınıza dahi bakmıyor. Sırlara, gizemli şeylere çok meraklıdır. Müthiş bir dedikodu deposudur. Kim kiminle ne yapmış, bilmem kim nerde ne etmiş, miş de miş miş… Hemen hemen çoğunu bir yerlerden duyar, görür, bilir. Yapmacık beyinlinin tekidir. Akıllı takılır, takıldığıyla kalır. İnsanı boğan, sıkan bir havası vardır. Başta zor bir ihtimalle de olsa size çekici ve ilginç gelse bile, sonrasında mazoşist değilseniz şayet, kaçacak delik ararsınız. Yemeğe düşkündür. Özentinin tekidir. Çevresi tarafından robot, soğuk ve dengesiz olarak tanınır. Tatminsizdir. Son not olarak, çok fazla dikkate alınacak biri değildir.

*süper ya
burç mevzusundan hiç hoşlanmam, sormazlar mı şöyle
-burcunuz nedir?
diye birbirlerine cin ifrit olurum
o yüzden bu burç yorumlarına bayıldım.
şimdi sıradan söyleyin burçlarınızı hemen yollıyım
kimler yürekliymiş görelim :)

bu ne inattır ya

In Güncel on Eylül 4, 2007 at 7:58 pm

*Geçende konuşuyoruz, yurdum insanının bazı konularda ne kadar dayatmacı hatta inatçı olduğunu farkettik.

Bunun en ironik olanlarından biridir;
tanrıtanımaz olduğunu hayatta iken söyleyen insanların ölünce,
camii ye götürülüp sonra da tekbirler eşliğinde gömülmesi.

izninle yayınlıyorum…

*acaba çaycılar işe alınırken mülakatta şöyle bir soru ile mi işe alınıyorlar

-Her konuda ama her konuda fikrin var mı?

.

In Edebiyat on Eylül 4, 2007 at 7:20 pm

(…)başının üstünden rüzgar eçiyor. Yalancı bir fecirle başlayan asır kararıyor ve sana tek ümit kaynağı uranyum da değil, senin ruhunda sıkışmış maddeden koparak çıkardığın korkunç tahrip aletinin patlayışından yükselecek alevi bekliyor. Ey bahtsız! Tarihinin hiç bir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ,bu kadar düşman olmadın. Laboratuvarında aradığın, incelediğin, oyduğun, dibine indiğin, sırrını deştiğin herşey arasında yalnız ruhun yok. Onu beyin hücrelerinin bir üfürüğü sanmakla başlayan müthiş gafletin, otuz yıl içinde gördüğün iki muazzam dünya harbinin kan ve gözyaşı çağlayanlarında en büyük dersi arayan gözlerine bir körlük perdesi indirdi. Bırak bu maddeyi boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemmiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, gel. Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde herbiri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerinin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan manevilere ve mukaddeslere, inan Ayşegül !
(…)

Peyami Safa

insana en yakın yalnızlıktır insan.

In Edebiyat on Eylül 4, 2007 at 12:26 am

alone.jpg

yalnızlık alıp karşısına kendini,
öteki kendinlerle konuşmaktır.
bakışmaktır, öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
kimi zaman da, öldürmektir
içlerinden sana en çok benzeyeni,
benzemiyor diye.

yalnızlık, öldürmektir.

müfrezelerin peşimde olduğu kaçmamdan belliydi çünkü;
koşmalıydım ben ve koşardım
ve bir süre sonra koşa koşa,
koşmak durmaya benzerdi.
durmanın dışında koşmak bulamazdım o anda;
dururdum ve bir uçurum dolanırdı ayak bileklerime.

yalnızlık, uçurumları giyinmektir biraz da.

-hasan ali toptaş-

etki

In Edebiyat on Eylül 4, 2007 at 12:00 am

pedro-paramo_1.jpg
Marquez, yoksulluk içinde yazdığı Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazılış sürecini daha sonraları anlatırken, edebiyat çevrelerinden bir dostunun bir gece evine geldiğini ve “Sen yazı yazdığını sanıyorsun. Al da bunu oku.” diyerek Marquez’in önüne bir kitap attığını anlatır. Arkadaşı gittikten sonra Marquez kitabı büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla okur. Bitirir ve yeniden bir kez daha okur. Kitabı bıraktığında tanyeri ağarmaktadır. Kitap Juan Rulfo’nun “Pedro Paramo” sudur. Marquez kitaptan o denli etkilenmiştir ki Yüzyıllık Yalnızlık eserinde Pedro Paramo’dan bir cümle alarak Rulfo’ya bir selâm gönderir. Susan Sontag’a göre Marquez, Pedro Paramo’yu ezbere bilir. Pedro Paramo’nun hayaletlerle dolu kasabası Comala, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık eserindeki Macondo kasabası için bir esin kaynağı olmuştur.

…!

In Uncategorized on Eylül 2, 2007 at 6:43 pm

nil eşliğinde ev işi yapmak çok keyifli ya

pazar sabahı

In Günlük gibi on Eylül 2, 2007 at 5:32 pm

gelin-arabasi.jpg

Evleniyosunuz anladıkta bunu pazar sabahı kornalarla duyurmanın anlamı ne hala çözebilmiş değilim.

Biraz daha saygı ya hu;

uyuyanı var hastası var yaşlısı var değil mi ama?

Birde şu özellikle Eyüp Camiine gelen gelinlere sinir oluyorum.

Hayır tatil günü bir namaz kılalım diyoruz,

haydiii gelin ve onun eteklerini tutan akrabalardan geçilmiyor.

Sanırsın Eyüp Sultan Hazretleri nin elinde liste, o gün evlenenlerin yoklamasını alıyor.

Yok böyle bir kural, kaide şamanizmin izleri bu ziyaretler.

gelmeyin buralara nikahınız geçerli walla.

çöz çözebilirsen

In Edebiyat on Eylül 2, 2007 at 1:26 pm

epsn0085.jpg

kulağınızın çekilmesi…

In Günlük gibi on Eylül 1, 2007 at 10:23 pm

impish.jpg

Bugün sevgili işverenim (Sultan Ahmet Köftecisi) genel merkeze çağırıp ustalarınla iyi geçin -ee- dediler. :)

Aman da aman aklıma hemen çocukluğumda Annemin peşimden koşup beni yakalayamadığı anlar geldi.

Bırak kadıncağız azıcık kulağını çekecek ne var bunda değil mi?

Olur mu hemen hızlı gonzalez gibi uçardım oradan :)

yağmurlar geri geldi :)

In Müzik on Eylül 1, 2007 at 10:01 pm

Çarmıha gerilişte ayrıntı…

In Uncategorized on Eylül 1, 2007 at 12:41 am

annemi özledim.özlemi anniyorum.anlıyorum zenit bana ne söylediydi, hatırlanamıyor. kurumlar ve kuramlar beni anneme üzüyor.bende şiir yazabilme kaabiliyeti varmış,öyle söylüyorlar.ne dediğimi bilmemek istiyorum.boş başıma dolaşmak istiyorum.sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. sahipsizim. sonra sokokta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar.annem rasyonel ne demek,ağlamıyor. kendimi bana bırakmak istiyorum.annemi özlediğim için kızlardan uzak duruyorum. kızlar bana yaklaşmakda zorluk çekiyorlar.köfteci de öyle. o da bana yaklaşmakda zorluk çekiyor.canım akşamları daha çok sıkılıyor.annem daha çok. akşamları hava siyah oluyor.havaya bakıyorum.hava bana bakıyor.bana salık verilecek sevgiliyi doğrudan reddetmek durumundayım.kızlar bana önem vermemek konusunda tutarlılar.köfteci de öyle.o da bana önem vermemek konusunda tutarlı.annemi özleyince,annem yok ya hani,bölece hayati’ye bakıp,hayati’ye bakıyorum işte.yani şey oluyor. hayati benim hayatımda etkili bir yere sahipmiş ben de hani hayati’ye bakıyorum ya, hah, işte hayati’nin yani şey.sonra dışarı bakınca bir küçük irrasyonel kedi görüyorum.kedi bana aç aç bakıyor.ben ona artık annemi özlediğim için konuşmakmak istemediğimi ancak rasyonel anne kedisiyle gidip korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyuyorum. ataya saygı hamurumun içinde varmış.benim hamurum orda.annem beni sevip özler. ben de böylece peşinden gidemem.sonra annemi de rasyo…neyse…

Ah Muhsin Ünlü

dönme dolap iki

In Günlük gibi on Eylül 1, 2007 at 12:22 am

funf.jpg

Efendim bugün sevgili Mert’le Lunapark keyfi yaptık.
Ama ne keyif!
3 kere çarpışan otomobillere bindik ve daha bir sürü oyuncağa Mert Efendi pek bir keyifliydi çocuk olmak başka bir şey…

Ama en önemlisi hiç bir eğlencesi olmayan dönme dolaptı benim için.
Sanırım hatırlattıkları ile özeldi dönme dolab;
kemal kelimesiydi aklıma gelen.

Evet kemal hani şu yetmekten yeti, olmaktan olgun gibi uydurukça kelimelerle karşılığı verilmeye çalışılan kelimemiz.
Kemale ermek deriz ;
eskiler bir şeyin kemalini anlayıp buna nail olmak şeklinde tarif ederlermiş.
Aslında yaptıkları bu tarif -bir şeyin yokluğunu idrak edip nail olmak- aynı zamanda elemin tarifini de karşılar.
Neyse buraya girmeden şu kemale ermek meselesini açıklığa kavuşturalım
Kemale ermek bilkuvve olanın bilfiile dönüşmesidir yani potansiyelin olmasıdır kemale ermek.
Şimdi doğrusal bir hareketle kemale ermeği açıklamak zordur çünkü doğrusal olan sonsuzdur tamama erdiremezsiniz, ancak kemal e ermek dairesel olan bir hareketle açıklanır.

ve bu dairesel olan hareket sizi madde aleminden mana alemine geçirir.

ya hu bu nasıl bir silsile dönme dolaba bakıp kaç kişi bunları düşünür . :)

Bu engin bilgilere okuduğum ya bir kitapta yada makalede rastlamıştım…
ama yazarı Dücane Cündioğlu idi.