nerden niçin mi geldim
bilmeden bir şey diyemem, ya siz
hem hiç önemli değil
geldim, yer açtılar, oturdum
girip çıkanlar vardı
zaten ben geldiğimde
başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi
gülüşler öpüşler ne bileyim hepsi
doğrusu anlamadım bir düğün dernek mi
sonra da kimileri düşünceli, durgundu
gidenler neye gitti doğrusu anlamadım
zaten ben geldiğimde
bir luna-park mı bir konser bir gösteri
bilmem pek anlamadım önüm kalabalıktı
sıkıştığım yerde vakit çabuk geçti
bak dediler baktım pek bir şey göremedim
hem her yer karanlıktı
zaten ben geldiğimde
benim tek düşüncem büzüldüğüm köşede
nasıl çekip gideceğim kalk git dediklerinde
çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele
kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan
az mı söylendilerdi şuracığa ilişirken
zaten ben geldiğimde
Ağustos, 2007 için Arşiv
Dönme Dolap
In Edebiyat on Ağustos 31, 2007 at 11:37 pmvav
In Günlük gibi on Ağustos 31, 2007 at 10:39 pmnasıl bir harftir biliriz…
Arap alfabesinin harflerinin kelime içinde yüklendikleri ses dışında, geneli birde isme sahiptir. Misal; Elif, mim, kaf ne kadar hoş ya. Durun bu yetmiyor bunun dışında şekilleride oldukça estetik. Elif harfi üzerine yazılmış bir sürü yazı okumuşsunuzdur . Malumunuz eğilmez bükülmez duruşu, övgülere mazhar olması için yeterli görülmüştür.Lafzatullahın ilk harfi olması da kıymetine kıymet katmıştır. Ama ben her nedendir bilmem, çok göz önünde olan sevilen ve görünüşü ile ön plana çıkan şeylere karşı hep ihtiyatlı duran bir iç sese sahibim.Ben çirkinlere meyilliyim sanırım. Vav da işte öyle şu iki büklüm duruşu sizcede çok samimi görünmüyor mu!
Anne karnındaki bir bebek, saçları ağarmış bir insanoğlu gibi…
Biz vavı severiz. Elif’in seveni zaten çoktur.
Bu arada benim ikinci ismim Elif
!
In Günlük gibi on Ağustos 31, 2007 at 12:28 am-şimdi heyecanla bekliyoruz bakalım ne zaman sonuç açıklanacak.
-ben niye bu kadar keyifliyim son günlerde ya
acaba farkında olmadığım iyi bişey mi geldi başıma yoksa gelecek mi?
-zihnimden geçen kopuk film kareleri, sizi birgün elbet birleştiricem…
-arşivi güçlendirmek yetmiyor, oturup birilerinin bu filmleri seyretmesi lazım
-mektup okumaları bitti, şimdi sıra yazmada şöyle hergün kısa kısa
-ayakkabı alışverişi konusunda biri bana seminer vermeli
-tek başına iftar yapmaktan sakınılacak mümkünse dışarıda veya bir arkadaşla lütfen…
-daha sık pierre loti ye çıkılacak arka yoldan değil bildiğin mezarlık yolundan…
-sevdiğim çikolatalı kurabiyeler dışında başka kurabiyeleri deneme vakti geldi de geçiyor
Varolma eğilimi
In Edebiyat on Ağustos 30, 2007 at 11:51 pm(…)
Yeniyetmelik çağımın sonlarında, kafamda tek bir düşünce, nasıl kasvete gömüldüğümü, beni çürüten tüm güçlerin hizmetine nasıl girdiğimi hatırlıyorum…Öteki düşüncelerim artık ilgilendirmiyor beni: Onların beni nereye sürüklediğini, neye doğru yöneldiklerini çok iyi biliyordum. Yalnız bir sorunum olduğu anda, sounlara takılıp kalmak neye yarar? Bir benlik işlevi halinde yaşamaktan vazgeçip kendimi denetleme özgürlüğünü ölüme bırakıyordum; korkularım bana ait değildi artık, hatta ismim bile, o taşıyordu, bakışlarımın yerini almıştı ölüm, o bana bütün şeylerde hükümdarlığının izlerini gösteriyordu. Her gelen geçenin yüzünde bir ceset seziyordum, her kokuda bir çürüme, her sevinçte sonuncu bir yapmacık (…)
Satış bir sanattır biline
In Uncategorized on Ağustos 30, 2007 at 9:12 pmDiplomatın biri fakir bir adamın yanına gider ve “Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim” der.
-Oğlumun hayatına asla karışmam
-Ama kız Lord Rothshield ‘in kızı…
-haa o zaman başka.
Diplomatın ikinci durağı Lord Rothshield ‘in yanıdır.
-Kızınız için bir kısmet buldum Lordum.
-Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük…
-Ama bu delikanlı halihazırda Dünya Bankası Başkan yardımcısı.
-Haa o zaman başka…
Diplomat Lordun yanından ayrıldıktan sonra soluğu Dünya Bankası Başkanı’ nın yanında alır.
-Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim, çok iyi bir delikanlı var.
-Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var, gerekmez.
-Ama bu çocuk, Lord Rothshield’in damadı.
-Bak o zaman oldu…gelsin başlasın.
Ziyaretçilerin dikkatine!!!
In Günlük gibi on Ağustos 29, 2007 at 10:12 amSevgili blog ziyaretçilerim,
yaklaşık altı aylık bir süredir yayın yapmaktayım. Siz o günleri pek bilmezsiniz, bloguma yaklaşık ilk bir ay ne gelen oldu ne giden. Bu süre zarfında sevgili abimi metazori ile de olsa blogu ziyaret ve yorum yapma konusunda ikna ettim. (bkz. ilk yazılardaki yorumlar)
Ama şimdi arka plandan takip etmekteyim ki blog kardeşlerim olsun mahalleli olsun vızır vızır bloga girip çıkıyoda iki kelam yazmıyor.
Kapatırım blogu diye tehdit savurucam, yemiyceksiniz (bkz.en son yapılmış 3 veda yazısı)
Yani gitmeyide beceremiyorum.
Neyse şaka bi yana walla billa buradan taşınıyorum. Hatta yeni evimin dekorasyonu ile meşgulüm eminim çok beğeneceksiniz, hiç bir masraftan kaçınmadık.
Ammaa siz böle yorum yapmadan ziyaretlere devam ederseniz bu yeni blogumu bulmanız tevafuğa kalır söyliim. (al bir tehdit daha) (not: mafya filmleri seyretmek bi süre askıya alınacak)
Niyedir bu yorum beklentisi diye merak edenler muhakkak olur, hemen açıklıyım, biz abimle araştırıp bulduk. Tamamen evin en küçük olup ilgi ile büyümemle alakalı.
Bakın artık durumumuda biliyosunuz psikanaliz yönünden.
Lütfen…
yoklama alıcam
o kadar emekle oturup yazı yazıyorum ya Allah Allah
Ali Nazik
In Fotoğraflar, mutfak on Ağustos 28, 2007 at 10:36 am-Ali nazik kebabı yapmak için mutfaktayım bakalım neler olacak saat: 15.35
-4 patlıcanı yıkadım ve ızgara kısmını çalıştırdığım fırında közledim.
-Patlıcanların kabuklarını soyup; bir çatal yardımı ile ekmek tahtası üzerinde ezdim.
soru 1
-Niye ekmek tahtası üzerinde? -el-cevab: malzeme cinsi metale göre daha sağlıklı olduğu için
soru 2-
Niye robot kullanmadın? – el- cevab: efendim validem her insanın elinin bir lezzeti olduğunu söyler. Bizde buna
binaen yemeğin bu kısmını elimizle hallettik.
3 – 4 yemek kaşığı süzme yoğurdu ve patlıcanları robotta koyu krema kıvamına gelene dek çekiyoruz.
(üff ya bu kısmı böylece bile yiyebilir insan, özelliklede soğutulmuşunu. Allah ım bunları ben mi söylüyorum
)
Böylelikle Ali Naziğin beğendi kısmını halletmiş olduk.
Tarifte 200 gr kıyma diyor kesinlikle dinlemiyoruz, sonra bir tava kavrulmuş kıyma yemek durumunda kalabilirsiniz
Bu arada 1 adet domatesi robottan geçirmemizi söylüyor ama ben bunuda bıçakla hallettim.
Kıymayı tavaya alıp rengi değişene dek kavuruyoruz ardından domatesleri ekliyoruz.
Yemeği hallettik sayılır.
Şimdi beğendi kısmını geniş bir kayı tabağa alıyoruz ve üzerine kıyma harcını koyuyoruz.
Tereyağ ile kırmızı biberi yakıp kebebın üzerinde gezdiriyoruz.
Afiyet olsun…
Öğrenilenler:
Fırından yeni çıkmış patlıcanları tutmak için acele edilmeyecek.
Önlük muhakkak kullanılacak.
saçmalamanın sınırları
In Günlük gibi on Ağustos 27, 2007 at 1:25 pmpazar günü gelen bir kandil msj ı üstüne.
A : Melek kalk
Melek:Nooluyoo ya
A :Bugün günlerden berat kandili mi?
Melek : ne :S
———–
melek: Rüyamda Haydar Baş ı gördüm
a : Şu parti lideri olan
melek: Evet ya,
a : İşsizsin ya ondandır hehehe
Ömer
In Edebiyat on Ağustos 27, 2007 at 2:53 amHayyam müridinin ardından, öteki dostları için yaptığı gibi, aynı vakar, aynı tevekkül, aynı edepli üzüntüyle gözyaşı döktü. “Yanyana oturmuştuk hayat sofrasına, bizden bir kaç kadeh önce sızıp gittiler.” Ama onu asıl kedere boğan yazmasının kaybolmasıydı. Gerçi şiirlerini hepsini yeniden yazabilirdi, en ufak vurguyu bile hatırlıyordu. Ama anlaşılan bunu istememişti; diyelim ki böyle bir ikinci nüsha hazırladı, ondan bugüne hiçbir iz kalmamıştı. Hayyam yazmasının kaçırılmasından bilgece bir ders çıkarmış gibi görünüyor: Bir daha ne kendisi ne şiirleri adına geleceğe ipotek koymaya kalkıştı.
başlıksız
In Günlük gibi, Uncategorized on Ağustos 27, 2007 at 2:30 amsaat: 18.15
yer : İstanbul da bir park
* Sürekli çocuğuna seslenen ve müdahale eden bir anne ile aynı bankı paylaşıyorum şimdi.
Nedir şimdi bu kendini tatmin mi?
yoksa “bakın ne kadar ideal bir anneyim” in davranışlara yansıması mı?
Lütfen!
Çocuk denilen yaratık bizim gelişmemiz halimiz sadece, farklı bir tür değil yani.
Ona göre muamele edelim zavallılara…
her halükarda garanti
In Günlük gibi, Müzik, Uncategorized on Ağustos 25, 2007 at 12:14 pm
Ağlamaya karar verdiniz, olur ya
ben genelde ağlamaya niyet edip ağlayabiliyorum
niyet ettim Allah rızası için; gurbete anneme kekliğe ağlamaya dediğimde bu türkü ve erkan oğur birebir.
hımm şunuda söyliim sılada da olsa gurbettede olsanız, Anneyle birliktede olsanız kekliğiniz hiç olmamışta olsa
insanı zorlayan bir şarkıdır kendileri.
Sizin şartlarınıza bakmaz gözünüzün yaşınada acımaz
bi süre daha buralara takılıcam, blog benim ya!!!dönerim dönerim
walla gidicem sonra
her şeyin bir ömrü var
In Günlük gibi on Ağustos 21, 2007 at 4:14 amUzun süredir bunula ilgili bir yazı yazmak ve sonundada bu blogun ömrünün tamamladığını söylemeyi istiyordum.
Bu duyguyu birkaç kez temayı değiştirerek bastırabildim. Şimdi o da kesmiyor.
Aslında aklımda yapmayı planladığım yeni şeyler gittikçe güçlendi, bu da Serefraz Hanım’ın sonunu hızlandırdı benim için.
Belki arada uğrarız buraya…
Ama bazı postlar, yorumlar ve fotoğraflarda benimle geliyor
yani onlarıda yanımda götürücem bunu söylemeliyim.
-Vazgeçilmezlerimizi azalttıkça daha özgür oluruz-
Ben şimdi biraz daha özgürüm
Dünle beraber gitti cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait
şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
değil mi ama
Fethi Paşa
In Fotoğraflar on Ağustos 16, 2007 at 12:57 pmÖnemli!!!
In Güncel on Ağustos 16, 2007 at 2:29 amBlogu açalı 4 ila 5 gibi bir süre geçti.
Uzun bir süre sadece abim ziyaret etti ve yorum yaptı
(tabi yaptığım baskıların önemli bir etken olduğunu kabul ediyorum:) )
Ancak biraz önce farkettim ki en son yorum sayım 999 a ulaşmış yani bundan sonra yapılcak ilk yorum 1000. yorum olma şerefine erecek
Efendim düşündüm ki bu yoruma yapana bi kıyak geçmeliyim ne olduğuna henüz karar vermedim ama düşünücem.
İçimden geldi ya hu bir nedeni yok. Marketlerdeki 10.ooo. müşteriye yapılan muamele gibi düşünün
Ödüle meyyalim valla keyiften !!!
Antreman
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 16, 2007 at 1:46 amUzun süredir duymadığım kadar basketbolla ilgili terim duydum bugün.
Misal;
Asist : Takım arkadaşına sayı yapması için verdiğin pas
Dribbling : Top sürme
Steps : Hatalı yürüme
Hook Shot: Çengel atışı
Jump shot: Zıplayarak yapılan sayı
gibi gibi…
Şu ufaklıklardaki azmi görmeniz lazım efendim, sanırsınız NBA ye seçilecekler
Kuyruklu Yıldız
In Edebiyat on Ağustos 16, 2007 at 1:23 amTramvaya sirkeciden bindim. Hangi tramvaya? Evet bunuda söylemeliyim: Yeşil renkli Bahçekapı- Edirnekapı
Şimdi ben Bahçekapı-Edirnekapı tramvayında, bu tramvayın arka sahanlığındayım. İlk önce, tabiatıyle, biletçinin nüktesi ile burun buruna geldim. Bay biletçi;
-Bilet…siz! diyordu.
Ne gerek vardı bu nükteye? Arka sahanlıkta olduğumu ve bilet almadığımı, ama almak zorunda bulunduğumu, onun kadar, bende bilmiyor muydum sanki?
Aldım biletimi. Tramvay -Ben bilet aldığım için değil elbette- yürüyordu gideceği yere doğru.
Derken, Gülhane parkının orda, adli tıbbın az ötesinde – gece yarısı- basamağa bir çocuk atladı. Kapıyı -akordeon gibi açılıp kapanan demir parmaklığı- açtım; içeri girmesine yardım edeyim diye. İnanın başka hiçbir niyetim yoktu. Ama çocuk bana;
- “Gurr, gurr, gravv ” diye karşılık verdi.
Az öncede söylediğim gibi, ben balıkpazarının bir meyhanesinden dönüyordum. Bu yüzden de çocuğun ne demek istediğini ilk anda anlayamadım: Çocuk bana otomatik tabanca ile ateş edermiş.
Anlamak için gecikmişim yüzünden özür dilemenin daha uygun olup olmayacağına gerek görmeden:
-”ah ahh… kıhh” diye kıvrıldım olduğum yere: Kurşunlar bağrımı delik deşik etmişti; ben ölmüştüm artık.
Çocuk -filmimizin oğlanı- sahanlığa atladı. Ceplerimi aramaya başladı. Eline geçen her şeyi, saatimi ağızlığımı, bozuk paralarımı, kalemimi, aldığı yere koyuyordu; Allah var bunu söylemeliyim.
Sonunda ceketimin mendil cebinden -üstüne beş para etmez üçüncü kadeh ilhamları yazılmış- bir kağıt alarak, kısık ve korkunç gözlerle incelemeye başladı. Dudakları gaddar bir gülümsemeyle gerildi. Yılan ıslık çalar gibi mırıldandı:
-”Olrayt!…“
Büyük planı ele geçirmişti.
İşte tam bu sırada… ben yere kıvrılmış ve ölmüş… büyük serüvenci ayakta kaderin planını inceliyor…vagonun kapısı açıldı ve önde kontrolör, arkada biletçi -ekip- her zamanki nüktelerini getirdiler.
-”Bilet…sizler!…”
Adım gibi biliyorum bizim Olraytın bileti yoktu. Üstelik, artık basamaktada değildi.Bu arada ben -tabii ve maalesef- dirilmiş doğrulmuştum. Karşılıklı çıkarlar ilk engeli derhal giderdi: Eline sıkıştırdığım biletime karşılık olarak Olrayt da bana büyük planı geri verdi. Ve:
-”Bilet…sizler!…” diye -biraz sertçe- tekrarlayan kontrolöre… Olrayt beni bitiren şahane bir jestle bileti uzattı.
Devamını merak ederseniz eğer ki çok bişey kalmadı;
-Yarın diye bir şey yoktur s.79
İyi okumalar
Uykulu diyalog
In Uncategorized on Ağustos 15, 2007 at 9:51 am–Abi naber
–İyidir, sen?
–Bende, ya sana bişey sorucam bu elektirik enerjisini pervane gibi dönme enerjisine çeviren aparatın adı ne?
–hıı
–Ya nette birileri usb den enerji alıp vantilatör yapmışta ufak onu deniycem.
–hee, rotor (gülme efekti)
–tamam saol abi…
Akla aykırı tezler 1
In Edebiyat on Ağustos 15, 2007 at 3:01 am
Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim
düşünün: sabah çok yakın
oysa ışıltı yok ortalıkta
nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık
henüz uyanmış bazıları
henüz uyumamış bazıları Read the rest of this entry »
Büfeler
In Günlük gibi on Ağustos 13, 2007 at 10:55 pmAnket…
In Edebiyat on Ağustos 12, 2007 at 12:16 pmBu anket Osmanlı dönemindeki en önemli edebiyat dergilerinden biri olan Servet-i fünun tarafından 1899 da yapılmıştır. Aslında bir kaç yazar daha var ancak ben Halit Ziya ile Mehmet Rauf u tercih ettim.
Bakalım o dönem anket soruları nelermiş?
İtiraf
In Günlük gibi on Ağustos 12, 2007 at 12:10 amGeçtiğimiz kış Kültür A.Ş’ nin Seyyarkitap adını verdiği bir uygulamaya başladığını öğrendim.
Malumunuz vechiyle, kitaplar topluma açık olan yerlerde belli standlarda bizlere sunulacak,
bizlerde alıp okuduğumuz kitapları yine istediğimiz herhangi bir yere bırakacağız.
Böylece şehirde elden ele bir kitap sirkülasyonu sağlanacaktı.
Benim bu konuya ilk tepkim
–hıı tabi tabi,
tam bizlik bir uygulama! aldıkları kitapları bırakmaz bu millet demiştim.
Arkadaşlar kitaplığımda tam dört tane seyyar kitap özgürlüğüne kavuşmayı bekliyor.
Kendimi burdan ihbar ediyorum bu dört kitaba çok alıştım şimdi onları nasıl bilmedikleri bir dünyaya
bırakabilirim
çok şükür
In Edebiyat on Ağustos 11, 2007 at 10:33 pmDuydum ki varmış gizli bir tını…
Ama müzik seni pek alâkadar etmiyor, değil mi?
Ama öyle ki, dördüncü akordan, beşinciye geçerken…
Majöre döner tını, minör düşerken…
Şaşkın Kral yakarışını bestelerken…
İnancın sağlamdı, lâkin ihtiyaç duyuyordun kanıta…
Ama âşk bir zafer yürüyüşü değildir…
Bu bir soğuk ve kırık bir yakarıştan ibarettir…
İçimize çektiğimiz her nefes bir yakarıştı…
benim âşktan öğrendiğim tek şeydi;…
.sana silah çeken birinin daha erken nasıl vurulacağı.
Lamborghini
In Günlük gibi on Ağustos 11, 2007 at 9:09 pmBu yaz Algida -magnum- alıp şifreyle kampanyaya katılanlar arasında çekiliş yapılıp bir lamborghini vereceğini söylüyor. Sanırım ülke sınırları içinde bu kampanyayı bu kadar ciddiye alıp, bu kadar çok magnum tüketen bir Allah’ın kulu daha yoktur.
Neyse şimdiden söyleyeyim; ben lamborghini sevmem, aldığım gibi satıcam
çalar saat
In Günlük gibi on Ağustos 10, 2007 at 1:48 amRenk renk…
In Fotoğraflar, Güncel on Ağustos 10, 2007 at 12:19 am[Mısır Çarşısı-Ayşegül]
Vitamin kokteyli
Kuru meyvelerin yemeklerde veya sade olarak bu kadar çok tercih edilmeleri karşısında beslenme uzmanları tarafından yakından incelendi ve ilginç sonuçlar elde edildi. Buna göre kuru meyveler vücudumuzu öncellikle serbest radikaller karşı koruyorlar. ORAC analizine göre kuru meyvelerin antioxidan potansiyeli çok yüksek. Özellikle kuru üzüm ve yaban mersini ilk sıralarda yer alıyorlar. Kuru meyvelerin içerdiği diğer biyoaktif maddeler:
Beta karoten, antioxidanlar arasında en etkili olanı. Beta karoten kalbi ve dolaşım sistemini serbest radikallere karşı korur. 100 gr kuru erik 140 Mikrogram beta karoten içerir.
Kalyum vücudun su ve elektrolit seviyesini dengeliyor. Ayrıca kasların mineral gereksinimini karşılıyor.
B1 ve B2 vitaminleri sinir sistemini düzenliyor.
Kan yapımında demirin çok büyük bir fonksiyonu var.
İkincil bitkisel maddeler meyvelerin özellikle kenar katmanlarında bulunur. Bunlar bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine, yaşlılık sürecinin yavaşlamasına ve serbest radikallere karşı savunmada etkili. Öneri: Kuru meyveleri yemeden önce onları bir miktar suda bekletin.
Karınca
In Günlük gibi on Ağustos 10, 2007 at 12:09 amHayata bir kere daha gelmemize izin verilse ben karıncayiyen olarak gelmeyi isterdim. Çünkü mutfakta, kervanlar kurup gezinen karıncalardan intikam almanın tek doğal yolu bu sanırım. Aldığım karınca yemlerinden şüphe etmeye başladım. Yok olacakları yerde semirmeye başladılar, görseniz tezgahta nasıl salına salına dolaşıyorlar. Bazen mutfağın sahibi onlar mı yoksa ben miyim gözden geçirmek zorunda kalıyorum. Neyse bakmayın siz yazının böyle eğlenceli gözüktüğüne, aklımda ki fetvayı ilahiyatçı arkadaşlardan alabilirsem ben onlara yapacağımı biliyorum
Balkon
In Fotoğraflar on Ağustos 8, 2007 at 11:36 pm[Karaköy-Ayşegül]
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
Sezai Karakoç
Mutluluğun sırrı
In Uncategorized on Ağustos 8, 2007 at 2:30 ammevlana gösterisi
In Fotoğraflar, Güncel on Ağustos 7, 2007 at 11:59 pmAğustos ayı sonuna dek yolunuz Sultanahmed’ e düşerse ziyaretinizi mutlaka saat 21.30 a denk getirmeye çalışın.
Mevlana hazretlerinin hayatı ışık gösterisi eşliğinde, Türkçede dahil olmak üzere bir kaç dilde anlatılıyor.
Ayrıntılı bilgiyi burdan alabilirsiniz
Tavsiye edilir efendim
E bu arada Sultanahmet köftecisine de uğrayabilirsiniz .
Galata Köprüsü
In Edebiyat, Fotoğraflar on Ağustos 6, 2007 at 10:41 pm[Galata Köprüsü-Ayşegül]
Dikilir köprü üzerine,
Keyifle seyrederim hepinizi.
Kiminiz kürek çeker, sıya sıya ;
Kiminiz midye çıkarır dubalardan;
Kiminiz dümen tutar mavnalarda;
Kiminiz çimacıdır halat başında;
Kiminiz kuştur, uçar, şairâne;
Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
Kiminiz bulut, havalarda;
Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
Şıp diye geçer Köprü’nün altından;
Kiminiz düdüktür, öter;
Kiminiz dumandır, tüter;
Ama hepiniz, hepiniz…
Hepiniz geçim derdinde.
Bir ben miyim keyif ehli içinizde?
Bakmayın, gün olur, ben de
Bir şiir söylerim belki sizlere dair;
Elime üç beş kuruş geçer;
Karnım doyar benim de.
Orhan Veli
Formula 1
In Güncel on Ağustos 6, 2007 at 5:11 pm
Bu hız tutkusu hakikaten başka birşey bu yarışları seyretmeyi bırakın dinlemek bile bir keyif.
Bu cümleleri kim mi söylüyor 25 dakikada gidilecek yolu 10 dakikada giden bir -hız delisi-
Yoksa canavar mı demeliydim
Neyse bu yarışları da tavsiye ederiz, zaten bilen bilir.
24-26 Ağustos arası İstanbul Park’ta
Cihannüma
In Fotoğraflar, Kitaplık on Ağustos 6, 2007 at 12:09 am[Köprülü Kütüphanesi-Ayşegül]
Bu eserin yazarı malumunuz üzere Katip Çelebi ‘dir. Bize Cihannüma dışında Keşfü’z zünun adlı eserinide bırakmıştır.
Kâtib Çelebi, Cihannüma’yı iki kez yazmıştır. İkinci Cihannüma, Dünya’nın yuvarlak olduğunu da kanıtlamaya çalışan fiziki coğrafya ağırlıklı bir giriş bölümüne sahip. Ardından Japonya’dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtır. Bunların tarihleri, yönetim biçimleri, ekonomileri, inançları konusunda bilgiler verir. Bu arada İslam Coğrafyacılarının bilgi yanlışlarını gösterir, bunların harita kullanmamaktan ileri geldiğini açıklar. Her iki biçimde de ek olarak birçok harita vardır. Ya işte böyle… tavsiye ederim sanırım bu eseri TTK yayınladı.
tramvay camı
In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 5, 2007 at 11:19 pm[Taksim-Ayşegül]
tramvay camı nelere kadirdir bi bakalım
–mağaza vitrinlerine hızlısından bi göz atma fırsatı
–günün değerlendirmesini yapmak üzere cama kafanızı yaslama avantajıda sizde
–uykusuz musunuz o zaman biraz şekerleme yapabilirsiniz (ki ben hiç yapamam)
–yoldan geçenlerin yüzlerine bakıp hayatları hakkında tahminler yürütebilirsiniz (bunu felaket yaparım)
–e gerisi de size kalmış
Geçer…
In Günlük gibi on Ağustos 5, 2007 at 1:23 amGünlerden bir gün Padişah yaptırdığı yeni yüzüğünün üzerine yazılmak üzere bir cümle istemiş vezirlerinden.
Ancak bu öyle bir cümle olmalıymış ki en sevinçli anında da en üzgün anında da bunun an gelip biteceğini anımsatmalıymış.
–Padişahım sanırım yukarıda ki cümle sizin için
Bazen
In Fotoğraflar on Ağustos 5, 2007 at 12:20 amKorku
In Uncategorized on Ağustos 2, 2007 at 1:36 amGelelim cevizin faydalarına
In Güncel on Ağustos 2, 2007 at 1:01 amİçerdiği fosfor ve kalsiyum nedeniyle zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir
Potasyum açısından oldukça zengindir. Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.
Magnezyum içerdiği için kasları rahatlatıcı
Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesine,akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen “demir”açısından, oldukça zengin bir besin maddesidir.
Bal ile karıştırılıp tüketildiğinde soğuk almış mideye iyi gelir
Damar sertliğini önler.
Enerji sağlar.
Şeker hastaları için hayati önemi olan insülini artırır
Verem mikrobuna karşı korur.
Ceviz yağı, mide ve bağırsakları temizleyerek, yumuşak kalmalarını
sağlar.
Hazmı zor olduğundan karaciğeri rahatsız olanlar ceviz yememelidir
Mayıs ve haziran ayında çiçek açan ceviz ağacı bünyesinde yağ, tuz, albümin, karbonhidratlar, gümüş iyonu, sodyum, potasyum, B1, B2, B3, B6 ve E vitamini barındırır
Yaklaşık 20 değişik türü olan ceviz ağacının, meyvesi kuruyemiş olarak tüketilen türü “adi ceviz ” olarak bilinir ve Türkiye’nin hemen hemen her yöresinde yetişir
Sert kabuğun içinde yer alan ceviz içi, yüzeyi çok kırışık bir beyin görünüşündedir.
Yüksek oranda protein ve yağ içeren ceviz içi, kuruyemiş olarak tüketilmesinin yanı sıra, şeker hastalarına besin olarak da verilir.
Ciğere, mideye ve dimağa kuvvet verip ağız kokusunu da giderir
Unutkanlık başa bela :(
In Uncategorized on Ağustos 2, 2007 at 12:07 amUnutmak çoğu zaman kötüdür kimi zaman iyi






































