Serefraz

Ağustos, 2007 için Arşiv

Dönme Dolap

In Edebiyat on Ağustos 31, 2007 at 11:37 pm

donmedolap.jpg

nerden niçin mi geldim
bilmeden bir şey diyemem, ya siz
hem hiç önemli değil
geldim, yer açtılar, oturdum
girip çıkanlar vardı
zaten ben geldiğimde
başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi
gülüşler öpüşler ne bileyim hepsi
doğrusu anlamadım bir düğün dernek mi
sonra da kimileri düşünceli, durgundu
gidenler neye gitti doğrusu anlamadım
zaten ben geldiğimde
bir luna-park mı bir konser bir gösteri
bilmem pek anlamadım önüm kalabalıktı
sıkıştığım yerde vakit çabuk geçti
bak dediler baktım pek bir şey göremedim
hem her yer karanlıktı
zaten ben geldiğimde
benim tek düşüncem büzüldüğüm köşede
nasıl çekip gideceğim kalk git dediklerinde
çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele
kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan
az mı söylendilerdi şuracığa ilişirken
zaten ben geldiğimde

Behçet Necatigil

vav

In Günlük gibi on Ağustos 31, 2007 at 10:39 pm

vav.gif

nasıl bir harftir biliriz…

Arap alfabesinin harflerinin kelime içinde yüklendikleri ses dışında, geneli birde isme sahiptir. Misal; Elif, mim, kaf ne kadar hoş ya. Durun bu yetmiyor bunun dışında şekilleride oldukça estetik. Elif harfi üzerine yazılmış bir sürü yazı okumuşsunuzdur . Malumunuz eğilmez bükülmez duruşu, övgülere mazhar olması için yeterli görülmüştür.Lafzatullahın ilk harfi olması da kıymetine kıymet katmıştır. Ama ben her nedendir bilmem, çok göz önünde olan sevilen ve görünüşü ile ön plana çıkan şeylere karşı hep ihtiyatlı duran bir iç sese sahibim.Ben çirkinlere meyilliyim sanırım. Vav da işte öyle şu iki büklüm duruşu sizcede çok samimi görünmüyor mu!

Anne karnındaki bir bebek, saçları ağarmış bir insanoğlu gibi…

Biz vavı severiz. Elif’in seveni zaten çoktur.

Bu arada benim ikinci ismim Elif :)

!

In Günlük gibi on Ağustos 31, 2007 at 12:28 am

-şimdi heyecanla bekliyoruz bakalım ne zaman sonuç açıklanacak.

-ben niye bu kadar keyifliyim son günlerde ya

acaba farkında olmadığım iyi bişey mi geldi başıma yoksa gelecek mi?

-zihnimden geçen kopuk film kareleri, sizi birgün elbet birleştiricem…

-arşivi güçlendirmek yetmiyor, oturup birilerinin bu filmleri seyretmesi lazım

-mektup okumaları bitti, şimdi sıra yazmada şöyle hergün kısa kısa

-ayakkabı alışverişi konusunda biri bana seminer vermeli

-tek başına iftar yapmaktan sakınılacak mümkünse dışarıda veya bir arkadaşla lütfen…

-daha sık pierre loti ye çıkılacak arka yoldan değil bildiğin mezarlık yolundan…

-sevdiğim çikolatalı kurabiyeler dışında başka kurabiyeleri deneme vakti geldi de geçiyor

Varolma eğilimi

In Edebiyat on Ağustos 30, 2007 at 11:51 pm

(…)

Yeniyetmelik çağımın sonlarında, kafamda tek bir düşünce, nasıl kasvete gömüldüğümü, beni çürüten tüm güçlerin hizmetine nasıl girdiğimi hatırlıyorum…Öteki düşüncelerim artık ilgilendirmiyor beni: Onların beni nereye sürüklediğini, neye doğru yöneldiklerini çok iyi biliyordum. Yalnız bir sorunum olduğu anda, sounlara takılıp kalmak neye yarar? Bir benlik işlevi halinde yaşamaktan vazgeçip kendimi denetleme özgürlüğünü ölüme bırakıyordum; korkularım bana ait değildi artık, hatta ismim bile, o taşıyordu, bakışlarımın yerini almıştı ölüm, o bana bütün şeylerde hükümdarlığının izlerini gösteriyordu. Her gelen geçenin yüzünde bir ceset seziyordum, her kokuda bir çürüme, her sevinçte sonuncu bir yapmacık (…)

emil michel cioran

Satış bir sanattır biline

In Uncategorized on Ağustos 30, 2007 at 9:12 pm

Diplomatın biri fakir bir adamın yanına gider ve “Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim” der.

-Oğlumun hayatına asla karışmam

-Ama kız Lord Rothshield ‘in kızı…

-haa o zaman başka.

Diplomatın ikinci durağı Lord Rothshield ‘in yanıdır.

-Kızınız için bir kısmet buldum Lordum.

-Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük…

-Ama bu delikanlı halihazırda Dünya Bankası Başkan yardımcısı.

-Haa o zaman başka…

Diplomat Lordun yanından ayrıldıktan sonra soluğu Dünya Bankası Başkanı’ nın yanında alır.

-Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim, çok iyi bir delikanlı var.

-Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var, gerekmez.

-Ama bu çocuk, Lord Rothshield’in damadı.

-Bak o zaman oldu…gelsin başlasın.

incele 

In Uncategorized on Ağustos 30, 2007 at 7:07 pm

Ziyaretçilerin dikkatine!!!

In Günlük gibi on Ağustos 29, 2007 at 10:12 am

_mg_3776.jpg

Sevgili blog ziyaretçilerim,

yaklaşık altı aylık bir süredir yayın yapmaktayım. Siz o günleri pek bilmezsiniz, bloguma yaklaşık ilk bir ay ne gelen oldu ne giden. Bu süre zarfında sevgili abimi metazori ile de olsa blogu ziyaret ve yorum yapma konusunda ikna ettim. (bkz. ilk yazılardaki yorumlar)

Ama şimdi arka plandan takip etmekteyim ki blog kardeşlerim olsun mahalleli olsun vızır vızır bloga girip çıkıyoda iki kelam yazmıyor.

Kapatırım blogu diye tehdit savurucam, yemiyceksiniz (bkz.en son yapılmış 3 veda yazısı)

Yani gitmeyide beceremiyorum. :)

Neyse şaka bi yana walla billa buradan taşınıyorum. Hatta yeni evimin dekorasyonu ile meşgulüm eminim çok beğeneceksiniz, hiç bir masraftan kaçınmadık.

Ammaa siz böle yorum yapmadan ziyaretlere devam ederseniz bu yeni blogumu bulmanız tevafuğa kalır söyliim.                (al bir tehdit daha) (not: mafya filmleri seyretmek bi süre askıya alınacak)

Niyedir bu yorum beklentisi diye merak edenler muhakkak olur, hemen açıklıyım, biz abimle araştırıp bulduk. Tamamen evin en küçük olup ilgi ile büyümemle alakalı.

Bakın artık durumumuda biliyosunuz psikanaliz yönünden.

Lütfen…

yoklama alıcam ;)

o kadar emekle oturup yazı yazıyorum ya Allah Allah :)

:)

In Güncel on Ağustos 28, 2007 at 1:50 pm

mizah.jpg

Ali Nazik

In Fotoğraflar, mutfak on Ağustos 28, 2007 at 10:36 am

img_4010.jpgimg_4011.jpgimg_4013.jpgimg_4017.jpg

img_4025.jpg

-Ali nazik kebabı yapmak için mutfaktayım bakalım neler olacak saat: 15.35

-4 patlıcanı yıkadım ve ızgara kısmını çalıştırdığım fırında közledim.

-Patlıcanların kabuklarını soyup; bir çatal yardımı ile ekmek tahtası üzerinde ezdim.

soru 1

-Niye ekmek tahtası üzerinde? -el-cevab: malzeme cinsi metale göre daha sağlıklı olduğu için

soru 2-

Niye robot kullanmadın? – el- cevab: efendim validem her insanın elinin bir lezzeti olduğunu söyler. Bizde buna

binaen yemeğin bu kısmını elimizle hallettik. :)

3 – 4 yemek kaşığı süzme yoğurdu ve patlıcanları robotta koyu krema kıvamına gelene dek çekiyoruz.

(üff ya bu kısmı böylece bile yiyebilir insan, özelliklede soğutulmuşunu. Allah ım bunları ben mi söylüyorum :) )

Böylelikle Ali Naziğin beğendi kısmını halletmiş olduk.

Tarifte 200 gr kıyma diyor kesinlikle dinlemiyoruz, sonra bir tava kavrulmuş kıyma yemek durumunda kalabilirsiniz :)

Bu arada 1 adet domatesi robottan geçirmemizi söylüyor ama ben bunuda bıçakla hallettim.

Kıymayı tavaya alıp rengi değişene dek kavuruyoruz ardından domatesleri ekliyoruz.

Yemeği hallettik sayılır.

Şimdi beğendi kısmını geniş bir kayı tabağa alıyoruz ve üzerine kıyma harcını koyuyoruz.

Tereyağ ile kırmızı biberi yakıp kebebın üzerinde gezdiriyoruz.

Afiyet olsun…

Öğrenilenler:

Fırından yeni çıkmış patlıcanları tutmak için acele edilmeyecek.

Önlük muhakkak kullanılacak.

saçmalamanın sınırları

In Günlük gibi on Ağustos 27, 2007 at 1:25 pm

pazar günü gelen bir kandil msj ı üstüne.

A        : Melek kalk

Melek:Nooluyoo ya

A          :Bugün günlerden berat kandili mi?

Melek : ne :S

———–

melek: Rüyamda Haydar Baş ı gördüm

a         :  Şu parti lideri olan

melek:  Evet ya,

a          :  İşsizsin ya ondandır hehehe :)

Ömer

In Edebiyat on Ağustos 27, 2007 at 2:53 am

omer-hayyam.jpg

Hayyam müridinin ardından, öteki dostları için yaptığı gibi, aynı vakar, aynı tevekkül, aynı edepli üzüntüyle gözyaşı döktü. “Yanyana oturmuştuk hayat sofrasına, bizden bir kaç kadeh önce sızıp gittiler.” Ama onu asıl kedere boğan yazmasının kaybolmasıydı. Gerçi şiirlerini hepsini yeniden yazabilirdi, en ufak vurguyu bile hatırlıyordu. Ama anlaşılan bunu istememişti; diyelim ki böyle bir ikinci nüsha hazırladı, ondan bugüne hiçbir iz kalmamıştı. Hayyam yazmasının kaçırılmasından bilgece bir ders çıkarmış gibi görünüyor: Bir daha ne kendisi ne şiirleri adına geleceğe ipotek koymaya kalkıştı.

semerkant…

serraca*

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 27, 2007 at 2:31 am

_mg_3556.jpg

–Serra cips yer misin? (tabak bu arada uzatılır kendilerine)

–Abur cubur yiyecek kadar iştahım yok benim hıh!

–nee! (dumura uğramış insan ifadesi)

Diyaloğumsu!!! 

tel.de

–nasılsın serra?

–iyiyiiim

sessizlik…

–ben nasılım?

–iyisiiiin…

*5 yaşında bir birey

başlıksız

In Günlük gibi, Uncategorized on Ağustos 27, 2007 at 2:30 am

saat: 18.15

yer : İstanbul da bir park

* Sürekli çocuğuna seslenen ve müdahale eden bir anne ile aynı bankı paylaşıyorum şimdi.

Nedir şimdi bu kendini tatmin mi?

yoksa “bakın ne kadar ideal bir anneyim” in davranışlara yansıması mı?

Lütfen!

Çocuk denilen yaratık bizim gelişmemiz halimiz sadece, farklı bir tür değil yani.

Ona göre muamele edelim zavallılara…

her halükarda garanti

In Günlük gibi, Müzik, Uncategorized on Ağustos 25, 2007 at 12:14 pm

Ağlamaya karar verdiniz, olur ya

ben genelde ağlamaya niyet edip ağlayabiliyorum

niyet ettim Allah rızası için; gurbete anneme kekliğe ağlamaya dediğimde bu türkü ve erkan oğur birebir.

hımm şunuda söyliim sılada da olsa gurbettede olsanız, Anneyle birliktede olsanız kekliğiniz hiç olmamışta olsa

insanı zorlayan bir şarkıdır kendileri.

Sizin şartlarınıza bakmaz gözünüzün yaşınada acımaz ;)

bi süre daha buralara takılıcam, blog benim ya!!!dönerim dönerim :)

walla gidicem sonra :)

her şeyin bir ömrü var

In Günlük gibi on Ağustos 21, 2007 at 4:14 am

 freedom1.jpg

Uzun süredir bunula ilgili bir yazı yazmak ve sonundada bu blogun ömrünün tamamladığını söylemeyi istiyordum.
Bu duyguyu birkaç kez temayı değiştirerek bastırabildim. Şimdi o da kesmiyor.

Aslında aklımda yapmayı planladığım yeni şeyler gittikçe güçlendi, bu da Serefraz Hanım’ın sonunu hızlandırdı benim için.

Belki arada uğrarız buraya…

Ama bazı postlar, yorumlar ve fotoğraflarda benimle geliyor

yani onlarıda yanımda götürücem bunu söylemeliyim.  :)

-Vazgeçilmezlerimizi azalttıkça daha özgür oluruz-

Ben şimdi biraz daha özgürüm ;)

Dünle beraber gitti cancağızım,

ne kadar söz varsa düne ait

şimdi yeni şeyler söylemek lazım…

değil mi ama :)

helebigel

In Müzik on Ağustos 16, 2007 at 7:49 pm

e seviyoruz bu şarkıyı :)

Fethi Paşa

In Fotoğraflar on Ağustos 16, 2007 at 12:57 pm

_mg_3988.jpg

Hediyeniz bu arkadaşalar

yani bi fotoğraf meraklısından da başka bişey beklenmez değil mi ?

hadi iyi seyirler…

Önemli!!!

In Güncel on Ağustos 16, 2007 at 2:29 am

hediye.jpg

Blogu açalı 4 ila 5 gibi bir süre geçti.

Uzun bir süre sadece abim ziyaret etti ve yorum yaptı

(tabi yaptığım baskıların önemli bir etken olduğunu kabul ediyorum:) )

Ancak biraz önce farkettim ki en son yorum sayım 999 a ulaşmış yani bundan sonra yapılcak ilk yorum 1000. yorum olma şerefine erecek :)

Efendim düşündüm ki bu yoruma yapana bi kıyak geçmeliyim ne olduğuna henüz karar vermedim ama düşünücem.

İçimden geldi ya hu bir nedeni yok. Marketlerdeki 10.ooo. müşteriye yapılan muamele gibi düşünün :)

Ödüle meyyalim valla keyiften !!! :)

Complicated

In Müzik on Ağustos 16, 2007 at 2:13 am

Antreman

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 16, 2007 at 1:46 am

img_4002.jpg

Uzun süredir duymadığım kadar basketbolla ilgili terim duydum bugün.

Misal;

Asist : Takım arkadaşına sayı yapması için verdiğin pas

Dribbling : Top sürme

Steps : Hatalı yürüme

Hook Shot: Çengel atışı

Jump shot: Zıplayarak yapılan sayı

gibi gibi…

Şu ufaklıklardaki azmi görmeniz lazım efendim, sanırsınız NBA ye seçilecekler :)

   

Kuyruklu Yıldız

In Edebiyat on Ağustos 16, 2007 at 1:23 am

Tramvaya sirkeciden bindim. Hangi tramvaya? Evet bunuda söylemeliyim: Yeşil renkli Bahçekapı- Edirnekapı

Şimdi ben Bahçekapı-Edirnekapı tramvayında, bu tramvayın arka sahanlığındayım. İlk önce, tabiatıyle, biletçinin nüktesi ile burun buruna geldim. Bay biletçi;

-Bilet…siz! diyordu.

Ne gerek vardı bu nükteye? Arka sahanlıkta olduğumu ve bilet almadığımı, ama almak zorunda bulunduğumu, onun kadar, bende bilmiyor muydum sanki?

Aldım biletimi. Tramvay -Ben bilet aldığım için değil elbette- yürüyordu gideceği yere doğru.

Derken, Gülhane parkının orda, adli tıbbın az ötesinde – gece yarısı- basamağa bir çocuk atladı. Kapıyı -akordeon gibi açılıp kapanan demir parmaklığı- açtım; içeri girmesine yardım edeyim diye. İnanın başka hiçbir niyetim yoktu. Ama çocuk bana;

- “Gurr, gurr, gravv ” diye karşılık verdi.

Az öncede söylediğim gibi, ben balıkpazarının bir meyhanesinden dönüyordum. Bu yüzden de çocuğun ne demek istediğini ilk anda anlayamadım: Çocuk bana otomatik tabanca ile ateş edermiş.

Anlamak için gecikmişim yüzünden özür dilemenin daha uygun olup olmayacağına gerek görmeden:

-”ah ahh… kıhh” diye kıvrıldım olduğum yere: Kurşunlar bağrımı delik deşik etmişti; ben ölmüştüm artık.

Çocuk -filmimizin oğlanı- sahanlığa atladı. Ceplerimi aramaya başladı. Eline geçen her şeyi, saatimi ağızlığımı, bozuk paralarımı, kalemimi, aldığı yere koyuyordu; Allah var bunu söylemeliyim.

Sonunda ceketimin mendil cebinden -üstüne beş para etmez üçüncü kadeh ilhamları yazılmış- bir kağıt alarak, kısık ve korkunç gözlerle incelemeye başladı. Dudakları gaddar bir gülümsemeyle gerildi. Yılan ıslık çalar gibi mırıldandı:

-”Olrayt!…

Büyük planı ele geçirmişti.

İşte tam bu sırada… ben yere kıvrılmış ve ölmüş… büyük serüvenci ayakta kaderin planını inceliyor…vagonun kapısı açıldı ve önde kontrolör, arkada biletçi -ekip- her zamanki nüktelerini getirdiler.

-”Bilet…sizler!…”

Adım gibi biliyorum bizim Olraytın bileti yoktu. Üstelik, artık basamaktada değildi.Bu arada ben -tabii ve maalesef- dirilmiş doğrulmuştum. Karşılıklı çıkarlar ilk engeli derhal giderdi: Eline sıkıştırdığım biletime karşılık olarak Olrayt da bana büyük planı geri verdi. Ve:

-”Bilet…sizler!…” diye -biraz sertçe- tekrarlayan kontrolöre… Olrayt beni bitiren şahane bir jestle bileti uzattı.

Devamını merak ederseniz eğer ki çok bişey kalmadı;

-Yarın diye bir şey yoktur s.79

İyi okumalar

Uykulu diyalog

In Uncategorized on Ağustos 15, 2007 at 9:51 am

–Abi naber

–İyidir, sen?

–Bende, ya sana bişey sorucam bu elektirik enerjisini pervane gibi dönme enerjisine çeviren aparatın adı ne?

–hıı

–Ya nette birileri usb den enerji alıp vantilatör yapmışta ufak onu deniycem.

–hee, rotor (gülme efekti)

–tamam saol abi…

Akla aykırı tezler 1

In Edebiyat on Ağustos 15, 2007 at 3:01 am

jump.jpgGecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim
düşünün: sabah çok yakın
oysa ışıltı yok ortalıkta
nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık
henüz uyanmış bazıları
henüz uyumamış bazıları Read the rest of this entry »

s & b

In Fotoğraflar on Ağustos 14, 2007 at 10:37 pm

_mg_3933.jpg

[Sultanahmet Camii-Ayşegül]

Karpuz mu ne…

In Uncategorized on Ağustos 13, 2007 at 11:20 pm

cake.jpg

Büfeler

In Günlük gibi on Ağustos 13, 2007 at 10:55 pm

orange1.jpg

MARMARİS BÜFE Biftek kaşarlısı dünyanın 8. harikası

BAMBİ Islak hamburgeri hiç fena sayılmaz*

VİTAMİN PİKNİK BÜFE Muz çilek portakal karışımı içeceği denenmeli*

İstanbulda oturanlar ne kadar şanslısınız farkında mısınız?

dinlenmeli

In Müzik on Ağustos 13, 2007 at 12:42 am

Anket…

In Edebiyat on Ağustos 12, 2007 at 12:16 pm

Bu anket Osmanlı dönemindeki en önemli edebiyat dergilerinden biri olan Servet-i fünun tarafından 1899 da yapılmıştır. Aslında bir kaç yazar daha var ancak ben Halit Ziya ile Mehmet Rauf u tercih ettim.

Bakalım o dönem anket soruları nelermiş?

Read the rest of this entry »

İtiraf

In Günlük gibi on Ağustos 12, 2007 at 12:10 am

shy.jpg

Geçtiğimiz kış Kültür A.Ş’ nin Seyyarkitap adını verdiği bir uygulamaya başladığını öğrendim.

Malumunuz vechiyle, kitaplar topluma açık olan yerlerde belli standlarda bizlere sunulacak,

bizlerde alıp okuduğumuz kitapları yine istediğimiz herhangi bir yere bırakacağız.

Böylece şehirde elden ele bir kitap sirkülasyonu sağlanacaktı.

Benim bu konuya ilk tepkim

–hıı tabi tabi,

tam bizlik bir uygulama! aldıkları kitapları bırakmaz bu millet demiştim.

Arkadaşlar kitaplığımda tam dört tane seyyar kitap özgürlüğüne kavuşmayı bekliyor.

Kendimi burdan ihbar ediyorum bu dört kitaba çok alıştım şimdi onları nasıl bilmedikleri bir dünyaya

bırakabilirim :)

çok şükür

In Edebiyat on Ağustos 11, 2007 at 10:33 pm

Duydum ki varmış gizli bir tını…

Ama müzik seni pek alâkadar etmiyor, değil mi?

Ama öyle ki, dördüncü akordan, beşinciye geçerken…

Majöre döner tını, minör düşerken…

Şaşkın Kral yakarışını bestelerken…

İnancın sağlamdı, lâkin ihtiyaç duyuyordun kanıta…

Ama âşk bir zafer yürüyüşü değildir…

Bu bir soğuk ve kırık bir yakarıştan ibarettir…

İçimize çektiğimiz her nefes bir yakarıştı…

benim âşktan öğrendiğim tek şeydi;…

.sana silah çeken birinin daha erken nasıl vurulacağı.

Lamborghini

In Günlük gibi on Ağustos 11, 2007 at 9:09 pm

otomobil.jpg

Bu yaz Algida -magnum- alıp şifreyle kampanyaya katılanlar arasında çekiliş yapılıp bir lamborghini vereceğini söylüyor. Sanırım ülke sınırları içinde bu kampanyayı bu kadar ciddiye alıp, bu kadar çok magnum tüketen bir Allah’ın kulu daha yoktur.

Neyse şimdiden söyleyeyim; ben lamborghini sevmem, aldığım gibi satıcam :)

çalar saat

In Günlük gibi on Ağustos 10, 2007 at 1:48 am

saat.jpg

Sabahın saat 4.30 sularıydı avaz avaz bağıran çalar saati susturamayan baba,

kızının odasına gidip –kalk kızım, şu saati sustur– dedi.

ama bu yapılır mı ya :)

baba bu öğlen uykusu değil ki

dinlenesi

In Müzik on Ağustos 10, 2007 at 12:34 am

Renk renk…

In Fotoğraflar, Güncel on Ağustos 10, 2007 at 12:19 am

img_3631.jpg

[Mısır Çarşısı-Ayşegül]

Vitamin kokteyli

Kuru meyvelerin yemeklerde veya sade olarak bu kadar çok tercih edilmeleri karşısında beslenme uzmanları tarafından yakından incelendi ve ilginç sonuçlar elde edildi. Buna göre kuru meyveler vücudumuzu öncellikle serbest radikaller karşı koruyorlar. ORAC analizine göre kuru meyvelerin antioxidan potansiyeli çok yüksek. Özellikle kuru üzüm ve yaban mersini ilk sıralarda yer alıyorlar. Kuru meyvelerin içerdiği diğer biyoaktif maddeler:

Beta karoten, antioxidanlar arasında en etkili olanı. Beta karoten kalbi ve dolaşım sistemini serbest radikallere karşı korur. 100 gr kuru erik 140 Mikrogram beta karoten içerir.

Kalyum vücudun su ve elektrolit seviyesini dengeliyor. Ayrıca kasların mineral gereksinimini karşılıyor.

B1 ve B2 vitaminleri sinir sistemini düzenliyor.

Kan yapımında demirin çok büyük bir fonksiyonu var.

İkincil bitkisel maddeler meyvelerin özellikle kenar katmanlarında bulunur. Bunlar bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine, yaşlılık sürecinin yavaşlamasına ve serbest radikallere karşı savunmada etkili. Öneri: Kuru meyveleri yemeden önce onları bir miktar suda bekletin.

 

Karınca

In Günlük gibi on Ağustos 10, 2007 at 12:09 am

karinca.jpg

Hayata bir kere daha gelmemize izin verilse ben karıncayiyen olarak gelmeyi isterdim. Çünkü mutfakta, kervanlar kurup gezinen karıncalardan intikam almanın tek doğal yolu bu sanırım. Aldığım karınca yemlerinden şüphe etmeye başladım. Yok olacakları yerde semirmeye başladılar, görseniz tezgahta nasıl salına salına dolaşıyorlar. Bazen mutfağın sahibi onlar mı yoksa ben miyim gözden geçirmek zorunda kalıyorum. Neyse bakmayın siz yazının böyle eğlenceli gözüktüğüne, aklımda ki fetvayı ilahiyatçı arkadaşlardan alabilirsem ben onlara yapacağımı biliyorum :)

uzun…

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 9, 2007 at 4:15 pm

_mg_3783.jpg

[Levent Metrosu-Ayşegül]

Yolumuz uzun

ya arada oturup soluklanıyoruz

ya da bir yerlere yaslanıyoruz

ama illa ki destek arıyoruz

okunası

In Güncel on Ağustos 9, 2007 at 12:54 am

kultur.jpg

İstanbul aşıkları derginin bu sayısını kaçırmamalılar.

Kısacada olsa İstanbul a dair bir çok açıdan size açılımlar sağlacak bir içerikle sunulmuş.

Tavsiye olunur efendim :)

Acı çekip ölmemek bilinçtir…

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 9, 2007 at 12:02 am

_mg_3904.jpg

[Beyazıt-Ayşegül]


Balkon

In Fotoğraflar on Ağustos 8, 2007 at 11:36 pm

img_3838.jpg

[Karaköy-Ayşegül]

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların

Sezai Karakoç

Mutluluğun sırrı

In Uncategorized on Ağustos 8, 2007 at 2:30 am

img_3799.jpg

[Kılıçali Paşa Camii-Ayşegül]

Siz ey imana ermiş olanlar!

Zorluklara sabırla katlanın ve birbirinizle sabırda yarışın,

(doğru olanı yapmaya) her zaman hazır olun ve Allah’a karşı

Sorumluluk bilinci duyun ki mutluluğa erebilesiniz.

Muhammet Esed Meali (3-200)

hırsızlık :)

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 8, 2007 at 1:04 am

basamaklar.jpg

Şimdi fotoğraf dediğin böyle olmalı, benden son günlerde pek iyi iş çıkmıyor farkındayım. :)

Ancak Gökhan Abi’den araklayabilirim değil mi ?

Nerdee???

Ağız tadıyla bir hırsızlıkta yapamadım

-Abi bunu araklayabilirim- dedim

-al senin olsun- dedi

Nooldu şimdi ya ben çaldım mı çalamadım mı ? :)

ah yazık :)

In Uncategorized on Ağustos 8, 2007 at 12:57 am

ugurbocegi.jpg

mevlana gösterisi

In Fotoğraflar, Güncel on Ağustos 7, 2007 at 11:59 pm

_mg_3895.jpg

Ağustos ayı sonuna dek yolunuz Sultanahmed’ e düşerse ziyaretinizi mutlaka saat 21.30 a denk getirmeye çalışın.

Mevlana hazretlerinin hayatı ışık gösterisi eşliğinde, Türkçede dahil olmak üzere bir kaç dilde anlatılıyor.

Ayrıntılı bilgiyi burdan alabilirsiniz

Tavsiye edilir efendim :)

E bu arada Sultanahmet köftecisine de uğrayabilirsiniz .

Galata Köprüsü

In Edebiyat, Fotoğraflar on Ağustos 6, 2007 at 10:41 pm

img_3826.jpg

[Galata Köprüsü-Ayşegül]

 

Dikilir köprü üzerine,

Keyifle seyrederim hepinizi.

Kiminiz kürek çeker, sıya sıya ;

Kiminiz midye çıkarır dubalardan;

Kiminiz dümen tutar mavnalarda;

Kiminiz çimacıdır halat başında;

Kiminiz kuştur, uçar, şairâne;

Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;

Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;

Kiminiz bulut, havalarda;

Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,

Şıp diye geçer Köprü’nün altından;

Kiminiz düdüktür, öter;

Kiminiz dumandır, tüter;

Ama hepiniz, hepiniz…

Hepiniz geçim derdinde.

Bir ben miyim keyif ehli içinizde?

Bakmayın, gün olur, ben de

Bir şiir söylerim belki sizlere dair;

Elime üç beş kuruş geçer;

Karnım doyar benim de.

Orhan Veli

Formula 1

In Güncel on Ağustos 6, 2007 at 5:11 pm

Bu hız tutkusu hakikaten başka birşey bu yarışları seyretmeyi bırakın dinlemek bile bir keyif.

Bu cümleleri kim mi söylüyor 25 dakikada gidilecek yolu 10 dakikada giden bir -hız delisi-

Yoksa canavar mı demeliydim :)

Neyse bu yarışları da tavsiye ederiz, zaten bilen bilir.

24-26 Ağustos arası İstanbul Park’ta

çok şey anlatır

In Günlük gibi on Ağustos 6, 2007 at 1:40 pm

mtasi.jpg

Bir sabah klasiği

In Günlük gibi on Ağustos 6, 2007 at 11:20 am

nescafe.jpg

Ama illa ki SADE…

Cihannüma

In Fotoğraflar, Kitaplık on Ağustos 6, 2007 at 12:09 am

_mg_2190.jpg

[Köprülü Kütüphanesi-Ayşegül]

Bu eserin yazarı malumunuz üzere Katip Çelebi ‘dir. Bize Cihannüma dışında Keşfü’z zünun adlı eserinide bırakmıştır.

Kâtib Çelebi, Cihannüma’yı iki kez yazmıştır. İkinci Cihannüma, Dünya’nın yuvarlak olduğunu da kanıtlamaya çalışan fiziki coğrafya ağırlıklı bir giriş bölümüne sahip. Ardından Japonya’dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtır. Bunların tarihleri, yönetim biçimleri, ekonomileri, inançları konusunda bilgiler verir. Bu arada İslam Coğrafyacılarının bilgi yanlışlarını gösterir, bunların harita kullanmamaktan ileri geldiğini açıklar. Her iki biçimde de ek olarak birçok harita vardır. Ya işte böyle… tavsiye ederim sanırım bu eseri TTK yayınladı.

tramvay camı

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 5, 2007 at 11:19 pm

img_0564.jpg

[Taksim-Ayşegül]

tramvay camı nelere kadirdir bi bakalım

–mağaza vitrinlerine hızlısından bi göz atma fırsatı

–günün değerlendirmesini yapmak üzere cama kafanızı yaslama avantajıda sizde

–uykusuz musunuz o zaman biraz şekerleme yapabilirsiniz (ki ben hiç yapamam)

–yoldan geçenlerin yüzlerine bakıp hayatları hakkında tahminler yürütebilirsiniz (bunu felaket yaparım)

–e gerisi de size kalmış :)

hep kahır

In Uncategorized on Ağustos 5, 2007 at 10:17 pm

Geçer…

In Günlük gibi on Ağustos 5, 2007 at 1:23 am

budageceryahu.jpg

Günlerden bir gün Padişah yaptırdığı yeni yüzüğünün üzerine yazılmak üzere bir cümle istemiş vezirlerinden.

Ancak bu öyle bir cümle olmalıymış ki en sevinçli anında da en üzgün anında da bunun an gelip biteceğini anımsatmalıymış.

–Padişahım sanırım yukarıda ki cümle sizin için

Bazen

In Fotoğraflar on Ağustos 5, 2007 at 12:20 am

_mg_3785-1.jpg

[Cihangir-Ayşegül]

Bazen yokuşlardan inerken de güzel bir manzara size göz kırpabilir

Korku

In Uncategorized on Ağustos 2, 2007 at 1:36 am

flash.jpg

Evet İstanbul’ a yağmur yağıyor; bu çok rahatlatıcı ama bir de gökgürleyip şimşek çakmasa ne iyi olur

Gelelim cevizin faydalarına

In Güncel on Ağustos 2, 2007 at 1:01 am

cevizici.jpg

İçerdiği fosfor ve kalsiyum nedeniyle zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir

Potasyum açısından oldukça zengindir. Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.

Magnezyum içerdiği için kasları rahatlatıcı

Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesine,akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen “demir”açısından, oldukça zengin bir besin maddesidir.

Bal ile karıştırılıp tüketildiğinde soğuk almış mideye iyi gelir

Damar sertliğini önler.

Enerji sağlar.

Şeker hastaları için hayati önemi olan insülini artırır

Verem mikrobuna karşı korur.

Ceviz yağı, mide ve bağırsakları temizleyerek, yumuşak kalmalarını sağlar.

Hazmı zor olduğundan karaciğeri rahatsız olanlar ceviz yememelidir

Mayıs ve haziran ayında çiçek açan ceviz ağacı bünyesinde yağ, tuz, albümin, karbonhidratlar, gümüş iyonu, sodyum, potasyum, B1, B2, B3, B6 ve E vitamini barındırır

Yaklaşık 20 değişik türü olan ceviz ağacının, meyvesi kuruyemiş olarak tüketilen türü “adi ceviz ” olarak bilinir ve Türkiye’nin hemen hemen her yöresinde yetişir

Sert kabuğun içinde yer alan ceviz içi, yüzeyi çok kırışık bir beyin görünüşündedir.

Yüksek oranda protein ve yağ içeren ceviz içi, kuruyemiş olarak tüketilmesinin yanı sıra, şeker hastalarına besin olarak da verilir.

Ciğere, mideye ve dimağa kuvvet verip ağız kokusunu da giderir

Unutkanlık başa bela :(

In Uncategorized on Ağustos 2, 2007 at 12:07 am

 polis.jpg

Unutmak çoğu zaman kötüdür kimi zaman iyi

Mola

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 1, 2007 at 3:42 am

img_3831.jpg

[Balat-Ayşegül]

Tahmin

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 1, 2007 at 3:40 am

img_3809.jpg

[Karaköy-Ayşegül]
Bu arabanın markası ne ola ki

Var mı tahmini olan

Yenilesi olanlar

In Fotoğraflar, Günlük gibi on Ağustos 1, 2007 at 3:30 am

img_3813.jpg

Ben bu eziyeti sizlere niye yapıyorum inanın bende bilmiyorum ama şunu söylesem bilmiyorum biraz rahatlar mısınız bu su böreğini yerken ve bu limonatayı içerken hep sizleri düşündüm :)

Şaka bir yana Karaköye yolunuz düştüğünde mutlaka Güllüoğluna bir uğrayın derim.